Çay Muhabbeti
Çaya vurdum kendimi bugün. Bir bardak bitiyor, diğerini dolduruyorum. Uzaktan baksanız, çok hızlı içiyor, çarpacak, ne derdi var bu çocuğun dersiniz. O kadar çok istiyorum ki çay içmeyi, daha çok çarpsın diye şeker atmadan içiyorum bazen.
Paşa çayı diyorlarmış, iki parmak katıyorum çaydan, üzerine su. rengini değiştiriyor tabi çayın. acısını katlanılabilir yapıyor. e tabi, biraz da ekonomik. yoksa bir demlik çaydan kaç bardak çıkacak ki, gecenin dibini göreyim. Ne kadar ısıtır içimi sek içsem.
Evi bir koku kaplıyor ki çaydanlığın kapağını açınca, sormayın gitsin. insanın içine siniyor be koku. biraz geçmişten, biraz da gelecekten bir koku. Bir yandan annemin ilkokul ikide sabah kaldırdığında, odama yeni yeni gelmeye başlayan koku gibi, önlüğün yakasını takmak için kendimle cebelleşirken duyduğum, bir yandan da bodrum katlarında çok zifirli mutfaklarda gecenin bir yarısı uyuyamamaya senden önce yenilmiş olan ev arkadaşının demlediği ve senin anca yatağında sigaranı içtikten sonra oda havalansın diye kapıyı araladığında gelen o koku gibi. geçmiş gibi yani, çok geçen. Ya da bir iki ay sonra, şöyle deniz kenarında, bu kadar lükse de gerek yok aslında hayallerde, o yüzden her hangi bir yerde, sabah seni uyandıran ipek kadar yumuşak bir sesle gelecek olan o koku.
Dedim ya, çaya vurdum kendimi, sabahlar olmasın..