Ankara, gündüz Ankara, gece
18 Mayıs 2014

Şizofrenik Konuşmalar 38

Sadece içki sarhoş etmez adamı demiştim. O da katılmıştı buna, anason kokusunun tüm şehri sardığı, yazdan kalma sıcak ve kışa yaklaşan bir soğukla. ertesi günü (aslında günleri) düşünmeden, derdimizi katlayarak arttırdığımız, muhabbet ederken dertlendiğimiz bir sabahın öncesinde.

sabaha daha mı yakındı saatler. çağ meyhanesinde bize eşlik ediyordu kemanını çalan güzel abi ve balığı bahane edip sarhoş olmak için şehrin en güzel yerini seçen insanlar. bir yandan da şehrin en ucuz ve pislik yerinde gece uykusu kaçmış genç aşık “hoşça kal gözüm”ü dinliyordu ahmet kayadan, hangi kanalda bulduysa bilmem, radyodan.

tek başına kalmıştı şehir, ailesini bir alışveriş merkezinde kaybeden çocuk gibi şaşkındı. kaybetmeyi bilmeden kaybetmişti. boyunun yetişemeyeceği yerlere asılan hoparlörlerden nereye gitmesi söylenecek çocuk gibi yalnızdı şehir.

uzaklıklar kilometrelerle ölçüldüğünden beri aşkların ucuzladığından bahsetmişti en son sigaramı mütemadiyen kendisinden aldığım adam, arkadaşına bir çay masasında.

sen aşktan ne anlarsın diye soruyordu onüç yaşında kız, onüç yaşındaki sevgilisine yüz kırk karaktere sığacak şekilde. yüz ifadelerini belli edememenin sefaletini yaşıyordu onüç yaşındaki çocuk.

sabaha az vardı ve gece geçmek üzereydi. fırıncı önce eşini sonra da çocuğunu öperek yola çıkmıştı bile. bütün bir şehrin karnını doyuracaktı ruhunu önemsemeden. onun işi ekmek yapmak ve yaptığı ekmeği dağıtmaktı belki sadece. bu şehir ona bu onuru bahşetmişti.

yağmur yağmıyordu şehre, sokaklar işciler tarafından temizleniyordu. kağıtlar hep sınavlarda insanlara yardımcı olacağı vaadiyle dolan kapaklara sahip kitaplarda harcanıyordu. şiir yazmıyordu artık didem madak ve ah etmiyordu erenler ermemişliklerine.

ve de içki sarhoş etmiyordu insanı sadece..