biraz birazdım her şeyden..
15 derece. Sanki bir hafta önce -5 derece değilmiş gibi. Bir sigara yaktım. Evim havasız. O ne demekse. Birden aklıma ilk kullandığım telefon numarası geldi ve üç saniye sonra unuttum. Hava çok güzel. Yürüyelim mi? Sadece ikimiz. Aspava’ya gideriz. “Ve burada bu sokakta, Kalbim yüz bin parça, Yollar daralıyor, Ölsem damarlarında” Bu şarkıyı ilk dinlediğimde ofis bilgisayarımı eve götürmüştüm. Yıllar sonra şarkıyı tekrar dinlemek istediğimde, ne söyleyen, ne sözleri, ne de melodisi aklıma gelmişti. Ama dinlemek istediğime emindim. Efe yaş üzüm rakısı, 35’lik. Yanında kırmızı elma. Pazar günleri evin önünde kurulan pazarda, evin hemen önündeki tezgahta. Rakının yanında kırmızı elmayı ısırarak yemek. Yıllar sonra hatırladım şarkıyı. Yine ofis bilgisayarımı eve götürmüştüm. Ne çok iş kalıyor evde yapmalık. Şimdi evden çalışıyorum. İki hafta önce kar yağmıştı, geceleri halen soğuğu vuruyor evimin camlarına. Mahalledeki caminin avlusunda gecenin saat ikisinde mahallenin çocukları ile kartopu oynadım. İnsan yaşlandıkça kar oynarken eldiven takma gereği duymaz oluyor. Eldivenim yok. Botlarımı giymedim. Bugün yine aynı şarkıyı dinliyorum iş bilgisayarımdan. Bir sonraki müzik festivaline hazırlanmalıyım. Sevdiğim bir insanın yazdığı gibi sıralamayı karıştırdım. Okur mu acaba bunları. Okuduğunu nereden bileceğim ki? Evden yürüyüşe çıkacağım ankaradan önce ankarada varlığını bildiğim parka doğru. Hava güzel. İki paket sigara var masamda. Biri açılmış ve bir kısım içilmiş. Açık olmayan paketi alacağım. Bir insanın bir şehirde kaç eski evi olabilir ki. Benim çok. Üstü açık bir otobüsle geçsem her birinin önünden şehir turu olur. İnsanlar fotoğrafların altına nasıl yazı yazıyor aklım almıyor. Yazı ile fotoğrafı betimlemeye çalışmak, ya da o an hissettiklerini, ya da hissetmek istediklerini yazmak gibi. Ben de denemeliyim. Aslında müzik koymayı öğrensem daha iyi. Yazmak için loş ışık arıyorum. Biraz alkol. En azından sarı ışık ve şeftalili ice tea. Geçtiğimiz hafta söz verdim bir arkadaşıma bu hafta buluşalım diye. Pazar günü aradı beni. Buluşmuyor muyuz diye. Ben sözünü tutmayan oldum durduk yere. Keşke önce ben arasaydım. Sözleri tutmak zamanlama meselesi oluyor bazen. Ya da kendimi kandırıyorum. Bir de kırk yedi saat olmuş uyumayalı. Yürüyüşe çıkayım o zaman ben.