Sen Bahsi
Kalabalık yağmalıyor insanı. Yorgunsun, ne mülk kaldı, ne mülkiyet. Değişen zamanların yolcususun.
Eylüller geçti, Eylüller gelecek. Güzel kokmayacak o oda, bir kadeh rakı dolduracaksın her eylülün dördüne. Eylül sen.
Köşe başında bir it dalaşı, çocukluğun hedefte, savunuyor onu dayak yemiş gençliğin. Ne de güzel her rengin. Kavga sen.
Denizdesin, düşmemişsin, yılan da yok, korkuyorsun. Sığınmak sen.
Çıkmıyor denize yokuşlar, yokuşların sonu yokuş. Keçi olmak lazım diyorsun, inat etmeli. İnat sen.
Fırınlarda fırınlar yanıyor, Ankara simidi kokusundan anlaşılır. Hanımeli diyorsun, mevsimi değil. Koku sen.
Salkım söğüte eğiyorsun başını, ensene yaprakları değiyor. Sen yürüyosun o yapraklarını döküyor. Yapraklar sen.
Rengini veriyor asfalt göğe, kuytuda safran. Safran çiçekleri açmış su oluklarında, rengi sen.
Çoğun felaket, azın felaket. Yağmuru sayıklıyor çatlakların. Yağmur sen.
Mevsimi geliyor çoğalmanın. Yuvasını balkonuna yapan saka. Ötüşü sen.
Anne serçe niyetli, yuva kuracak, çalıyı bulamamış, çırpı ağzında. Kanatlarının altında hava, anne serçenin. Hava sen.
Parkta tahterevalli, bir tarafa meyletmiş, tek başına oturuyor anne, tek başına oynuyor çocuk. Çocuk sen.
Doksandokuz şarkıda doksandokuz adın, şirk büyük suç. Sayıklamak sen.