Ankara, gündüz Ankara, gece
28 Ocak 2014

Şizofrenik Konuşmalar 7

Sen ile ben aynı olamayız sevgili. Aynı gözlerle bakamayız dünyaya, güzel olanlara, insanlara. Kötü olanlara ben bakarım mesela, iyi olanlara sen. Benim geçmişim geçmemiş olması istenilecek türdendir. Senin geçmişin ölünceye kadar sırtında taşımaktan yorulmayacağın altın pahası bohça. Bu yüzden ben donuk gözlerle bakarım kimse yokken. Bu yüzden kabuklarım ve kabuslarım vardır benim hapishane duvarları kadar kalın ve hapishaneler kadar karanlık. Bu yüzden güvenilmezim ben. Senin arkadaşlarına gülerek anlattığın, anlatırken özlediğin anılar bende renk değiştirir. Geçmiş açıldığında susarım ben bu yüzden.

Ben hiç bir insanı sevmem bu yüzden. İnsan insanın kurdudur diyen atalarımı saygıyla anarım. Bir elin nesi var iki elin sesi vardaki iki el de bana aittir bu yüzden. Elbette güzel şeyler de yok değil, çok güzelleri var hatta. Benden başka kimsenin yaşayamayacağı güzellikteler üstelik. Ama hapishane duvarlarının içindeki çiçekler ne kadar çiçektir ki..

Ben sana demiştim, dedim ki, benim mutluluk sınırlarımı, huzur sınırlarımı, hayat standartlarımı yükseltiyorsun diye. Bu yüzdendi işte. Ben iyi biri miyim, iyi olabilir miyim bilemem. Ama nostaljim iyi olmaz benim. Hafıza dediğin birbirine çelik zincirlerle bağlı anılar topluluğu, güzel olanlara bağlı olanlar kötüyse bunda benim suçum ne?

Ben bu yüzden hayaller kurarım sevgili. Hayallerde hükmeden de hükmolunan da benim. Kimseye yararım yok belki ama kimseye de zararım yok. Ben bu yüzden geçmişimi hayallere karıştırırım. Ben tehlikeliyim, ben tehlikedeyim. Yanında iyi olmamın sebebi beni zaman çizgisinden koparıyor olman. Ne o an, ne öncesi, ne sonrası. Ayrı bir çizelgede oluyorum. Bu mümkün mü diye sorma, ben seni seviyorum. Ya seni sevdiğimden ve sana zarar vermek istemememden bu böyle ya da aşkta böyle olmak zorunda, bilemem.

Benden bana hayır gelmez derdim hep. Hayırsızım ben. Senden bana hayır gelince elim ayağım dolandı haliyle, mazur gör beni bu yüzden..

Kendimi kendime satırlarda, bu mavi kalemle anlatmak istemezdim. Satıra mürekkebe yazık. Güzel cümleler ancak güzelle var oluyor.

Sana demiştim ki, ben ölümü çok yazarım, kötü de yazarım. İnsan bilmediği bir şeyi güzel yazamaz ki. Ölümü hayal etmeye mecalimiz yetmez..

Senin siyah sayfaların yok. Senin siyah sayfalara yazmak için biriktirdiğin siyah kalemlerin yok. Karartsın diye ortalığı siyah ışık saçan yıldızların yok. En sevdiğin doğa olayı güneş tutulması değil senin. Senin bazen sarı, odanın lambası gibi - ki benim odamın lambası halen bozuk - bazen turuncu çalışmama masan gibi, bazen mavi kırmızı giydiğin o güzel kıyafetler, hayatın var.

Senin geçmişinde kalanlar hep iyi. Kötü insanlar tanımamışsın sen. Kötülüğe karşı değilmiş duaların, daha iyisi olsun içinmiş.

Şimdi sen beyazsın, ben siyah. Karışıyoruz biz. Karıştık hatta. Depremler oluyor karışırken.Yeryüzü bile şaşırıyor birlikteliğimize, insanlar neden şaşırmasın. Seninle ben karışıyorum. Allah ayırmasın. Sonumuz beyaz, sonumuz aydınlık. Allah bozmasın..