Bu Sabah
“Bu sabah uyandım
Sana ait eşyaları bir kutuya doldurdum
Ve senden kalan izleri akan suyla yıkadım
Bu sabah uyandım
bu sabah senden ayrıldım
Bu sabah uyandım
Bana ait hayalleri bir yüreğe hapsettim
Ve benden kalan düşleri geçen zamana bıraktım
Bu sabah uyandım
bu sabah yeniden başladım
Ne ilk ne son bu sabah
Ne çok öğrendi bu gönül
ne çok söndü ne çok yandı
Her defasında kanatlandı
bu son sandı ama aldandı
Boyun eğmedi bu gönül
ne alıştı ne uslandı
Bu gönül uyandı
bu sabah yeniden başladı”
Evet, bu sabah uyandığımda uyku almıştı tüm ağırlıklarını üzerimden geçmişin. Sorular cevaplanmış, cevaplar berraklaşmış, sessizlik yerini tatlı ama çok da popüler olmayan bir müziğe bırakmıştı. Kelimeler anlamlarını geri kazanmış, cümleler devrilmekten, devriklikten kurtulmuş, noktalama işaretleri gerektiği gibi kullanılmaya baslamıştı. Nokta cümlenin sonuna gelecekti artık, virgülün aynı türden sayılanların arasına girmesi hüzün yaratmayacaktı yüreğimde, iki nokta yan yana gelip de söylenmeyeni değil, üst üste gelip söyleneni açıklayacaktı.
Bu sabah her şey güzel başlamıştı. Bulutları yarıp geçen bir güneş vardı gökyüzünde, soğuktu belki ama esmiyordu öyle delicesine üşüterek insani rüzgar. Kuşların ötüşmemesini, mevsiminin gelmediğine bağlayabiliyordu zihnim, öyle manik depresif değildi eskisi gibi. - nedense manik kelimesini nanik kelimesine yakın bulmuşumdur hep. Baş parmağımı burnuma götüresim gelir bu sebeple manik dediğimde. maanik maniik- boğaz acısını geçirmek için yaktığım sigaranın dumanı gözlerimin yaşarmasının bahanesi olmamıştı bu sabah. dudaklarım yarılıyordu yine ama ankaranın değişken havası yüzündendi bu, öyle nemsizlik, özlem falan değildi sebebi.
Ama korkmuyor da değilim şimdi ya bu sabaha özgüyse bütün bunlar diye.
Ve bu korku iyi olmama halinin verdiği sıkıntı kadar yıpratıyor beni..