Ankara, gündüz Ankara, gece
12 Mart 2014

Hediye

hediye.. hediye geldiğinde size, diyelim ki postayla bir zarf ya da kargoyla bir koli, poşet neyse işte. ne hissederdiniz. güzel bir his olmalı. bilmemenin verdiği bir mutluluk. ben bugün tam tersini yaşadım. bir hediyeydi gelen. ne olduğunu tahmin edemediğim bir poşetin içindeydi. ilk başta gönderenin ismini okuduğumda heyecanlandım. Heyecanlanmak mı bu, emin de değilim. garip bir his. (niye garip olduğunu anlatmayacağım muhtemelen) ismini okudum, okudum, okudum. elime alamıyordum halen. belki tahmin ederim içindekini diyedir. adres de yazıyordu ismin altında.

alıcı ismi tarafı boş bırakılmış. iki ihtimal var; ya benim adımı adresimi yazmak istemedi ya da sistem benim adresimi kendiliğinden çıkartıyor. sistem beni ondan daha çok seviyor yani. garip. yazmamış ismimi işte. suçlamıyorum bunu onun için. ben de sevmem yazı yazmayı. kağıda yazıyorsan yine neyse, katlanılabilir bir durum. ama plastiğe yazınca ve hatta kesin çöpe atılacağını bildiğin bir plastiğe yazılınca hiç yazası gelmiyor insanın. haklı o da.

mavi renkte bir poşet. hayal mavisi renginde deyip kurtulmalıyım işin içinden. hayalimdeki maviyi sorgulayamaz kimse. o kadarına bir kere izin verdim. fazlasına izin vermem değil, izin verirsem sağ çıkar mıyım bilemem. insanların gururlarıyla, duygularıyla oynayın ama hayalleriyle oynamayın. telafisi olmuyor. hayal kurmaya korkuyor insan sonra. sonra da ölüyor zaten. hayal ölümü diye adlandırıyorum bu durumu. öldürmez belki ama yaşatmaz da. orası kesin.

beyaz da var poşetin üzerinde. mavi ve beyazdan oluşan bir poşet. kimsenin beni görmediğine emin olmadan aldım poşeti elime. iki parça şey var içinde. dokununca anlıyorsun. ikisi de önceden bana ait olan, kargonun göndericisine verdiğim şeyler. biri kitap, güzel de bir kitap. Şule Gürbüz’den coşkuyla ölmek. başucuma koyduğum, dört hikayeden oluşan, defalarca okuduğum bir kitap. ona vermiştim onu son gördüğümde. başka şeyleri sevmekten okumayı sevememiş olduğunu düşünüyordum. okumak çok güzel bir şey oysa. yalnızlıktan dahi güzel. öğretmesi, öğretmemesi, roman mı ya da başka bir şey mi olduğu hiç farketmez. okuduğun kadar varsındır hayaller aleminde. ve bir ümitti benimki, aynı şeyleri okursak, bu dünyada olduramayacağımız şeyi oldururduk belki, ortak bir dünyamız olurdu, hayaller dünyamız. umuttu tabi bu da ve umudumu o okudukça büyütüyordu. farkına varmıyordu belki ama okuduğu kitapların her satırında, her kelimesinde bana geliyordu.

açtım hediyemin paketini. kargo poşetinin konumu hediyenin paketi olmasını gerektiriyordu. gereklilik onun çok taktığı bir şeydi. böyle olması, şöyle olması gerekir ve öyle olması gerekmezdi mesela hep onun için. yani formüllere bağlı yaşıyordu. girdiler şunlarsa çıktılar da bu olmak zorundaydı. bunun için kitaplar okutuyordum ona. hayat basit bir pozitif bilime indirgenemeyecek kadar zordu ve yaşamak başkalarının formüllerini umursamamak ile olabilirdi. anlamadı, anlatamadım. üzülüyorum şimdi buna. daha öğretmeye kalkacağım çok şey vardı. benim bile bilmediklerimi öğretecektim ona. bana geri hediye ettiği kitabın en sevdiğim cümlesiydi mesela, “boynuz kulağı geçer” diyordu. devam ediyordu; “ama boynuz duyamaz”. o beni geçsin ben duyayımdı derdim. dert demem de haksızlık zevkimdi.

kitabı aldım elime. herkes beni görüyordu. önce sayfalarını çevirdim. bunu kitap alırken yeni kitap kokusu duymak için yaparım. ama şimdi niye yaptığımı söyleyemem. aradığım koku kağıt kokusu değil diyebilirim sadece mahcup bir şekilde.

kitabın ilk sayfasına not yapıştırmış. iki cümle. noktası yok. satır atlamış. ilk harf büyük. yeşil kağıdın üzerine siyah kalemle. onun yazdığı belli. harflerin kıvrımlarından anlıyorum bunu. hiç yazmayabilirdi, hatta başkasına yazdırabilirdi de, şanslıyım.

“Kitabı okudum
Teşekkür ederim”

cevabını vermek istedim. nasıl yetirsem sesimi. bilmiyorum. aldığım en güzel hediyeler kitaplardır. hele bir de kendimi bulabileceğim bir kitapsa, dünyalardan kıymetlidir. hayal dünyası istisna. şimdi o bana, önceden bana ait olan, defalarca okuduğum, daha sonra okuması için ona verdiğim, okuduğu bir kitabı hediye ediyordu. sessiz ve sedasız..

Rica ederim