Ankara, gündüz Ankara, gece
21 Ocak 2015

Karışık Bir Hikaye (devamı)

Yeni insanlarla tanışmıştı çocuk. Kimisi güzel insanlardı belki, kimisi de güzel gibiydi. O zamanlar buna önem vermezdi. Güzel kelimesinin en uygun düştüğü şey, bir şarkı sözü ya da bir film repliğiydi.

“yar deyince kalem elden düşüyor
gözlerim görmüyor aklım şaşıyor”

“Herşeyi kontrol etmeye çalışmaktan vazgeç. Bırak ne olacaksa olsun. Bırak olsun.”

Bunlar güzeldi mesela. İnsan güzel olabilir miydi? Elizabeth Taylor? Belki de..

Ama çok suni bir güzellik diye düşündü sonra.

Ruhun güzelliği? Ruh mu? O da ne? Benim ruhum varsa bu benimle devamlı zıtlaşan, aklıma türlü vesveseler sokan iç sesin sahibidir. O zaman ruh güzel değildir.

Güzel insanlar tanıyacaktı. Bavulunu kaybetmenin vermiş olduğu rahatlıkla yeni yükler yüklenmeyi, sorun etmeyecekti.

Uçaklar nasıl uçar?

  • Havayı üfleyerek.

Evet en basit haliyle buydu. Çocuk ayrıntısını da biliyordu. Uçak motorlarının devir sayısını dahi okumuştu bir keresinde. Hemen aklının sevgiyle dolu olması gereken yerin yanıbaşına kaydediyor olmalıydı bunu.

Kalabalık bir grupta yalnız olma, yalnızken kendi içinde kalabalık olma durumuna aşinaydı. Cam kenarına oturmuştu. iki arka sırasındaydı yalnızlık.

Başını soluna çevirdiğinde onun kendisine baktığını sandı. Sanmaktı çünkü bilmek yalnızlığına darbe vurmaktı.

Vedat Sakman gibi söyleyemese de mırıldandı;

“Yalnızlığım; yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin
Yalnızlığım; kanımsın, canımsın, sen benim çaresizliğimsin
Yalnızlığım; bugünüm, yarınım, sen benim hüzünlerimsin
Yalnızlığım; tek bilebildiğim sen benim vazgeçilmezimsin.”

İndi uçaktan, uçağı sevmiyordu ve bu çocukca bir sebeptendi. Kulağı tıkanıyordu. Kulağına su kaçtığı için değildi gerçi yüzmeyi sevmemesi. O geçmişten bir anıydı, tatlı, tebessüm dolu, biraz yaralayan bir anı.

Servise bindi. Serviste tekli koltuklar vardı yalnızlık için taht. Ama hemen arkası dörtlü koltuk. Tahta göz dikmiş leş yiyicilerin yeri diye düşündü ve yine bir çocukluktu yaptığı, çocukluğunu öldüren yaralanmışlıklarına rağmen. Zihnine henüz darbe yapılmamış olsa da kontrolünü kaybetmiş bir diktatör kadar hakimdi. Heykelleri yıkılıyordu.

Çok zaman sonra izleyecekti bir delinin hatıra defterini ve geçmişine, belki de o servisteki tek kişilik koltuğa gidecekti.

Ölene kadar kalkmamalıyım dedi iç ses ve devam etti çok sonra, öldün ve kalktın tek kişilik koltuktan. Hep orada oturacaktı. Sağına bakıp hayal kuracak, arkasına bakıp ah edecekti. Ah..