Ölü Adamın Bahçesi - 10
Son zamanlarda en istikrarlı eylemim kitap okumak ve sabah tuvalet saati. İkincisinden bahsetmeye lüzum yok. Ama hayat çok boktan oluyor o saatlerde. Bu meseleyi zihnimin deposuna bırakıp devam edeceğim.
Kitapları okurken özen gösteririm sayfalarına, kapağına. Ama masadaki sigara külünün kitabın kapağında yarattığı karartıyı seviyorum. İnsanların yüzünde otuzunda oluşmaya başlayan yaşanmışlık çizgileri gibi geliyor bana. Kitaba okunmuşluk katıyor. Hangi kitap ne kadar sigara eşliğinde içilmiş mesela, kitaplığın arkasındaki duvarca biliniyor. Üniversitede ders notunu üçüncü okuyuşumda fark ettiğim, notların belli yerlerine dağılmış nescafe üçü bir arada izi gibi. O sayfadayken bir süre önce, uykum varmış ve kahve takviyesi almışım.
Kitaplardan cümlelerin altını çizerim, bu mesleki deformasyon olabilir, gerekçeli kararlarda da ilk vekalet ücretinin altını çizer ve en son onu icraya koyardım.
“Kederden kederiyorum.”
“En büyük ahlaksızlık demiştim kendi kendime, bir aşkı yaşamamaktır. Hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir demiştim.”
Biraz önce markete sigara almaya gittim. Evime yakın iki tekel bir büyük market var. Sırayla sigara alıyorum. Hayatımın adaleti kolay sağlayabildiğim alanlarında çok adilim bence. Zor olan kısmı için henüz öğrenciyim. Öğretmenim yıllık izinde. Ayrıca bunun bana getirisi, hepsi ile ortak bir dil geliştiriyor oluşum. Bir’i demişti, iyi demiş, ruhum orospu. Bir saatlik fiyatım bir paket sigara. - Türkçe’de “the” ve “a/an” kelimelerinin karşılığı yok, olsa burada kullanırdım -
Büyük marketteyken, kulaklığım evimdeki bilgisayara bağlı kalıyor, et reyonunda sadece bir kopukluk, o da iki dağ arası radyo gibi ”- sar — lin --- amaaan ” Ayrı bir nostalji. Babamın beyaz torosu geliyor aklıma. Radyosu. Her beyaz toros kötü değildir admin. Büyük marketin bana evimdeymiş gibi hissettiriyor oluşunun sebebi, çok uzaktan kopmayan bağlantıyken, iki tekel ile haksız rekabet oluştuğunu fark ediyorum. Zincir marketler kapatılsın. Zihnim, olaylara farklı gerekçeler üretmek üzerine programlı gibi. Sonum değil de şu anım hayır olsun.
Sigara almaya çıkmıştım, çıkmadan kahvemi demledim, sabahları espresso, öğlene doğru filtre kahve, öğren çay, ikindi vakti espresso, akşam çay. Rutin kadar insanı uysallaştıran bir şey yok. Yiyeceğim tüm haltları iki içecek vakti arasına sıkıştırmak zorunda olduğumdan, serseriliğe vaktim kalmıyor. Günde beş vakit kahve içersen, arasında günah işlemezsin. Çayın demi ile suyunu aynı bardakta bitirebilmek şu aralar en büyük başarım. Kahvede başarısız olamam.
Camdan ve eskiden şeker kabına şeker koyamamak bu ara benim için üzülmek. Böyle olmayacak şeylere üzüldüğünüz oluyor mu? Tekrar sorayım. Böyle olmadık şeylere üzüldüğünüz olmuyor mu?
Sigara almak için market sırasındayım. Niçin sigarayı reyonlara koymuyorlar. Korku hırsızlık değil şüphesiz. Çünkü sigaradan daha küçük ve daha değerli hırsızlanacak yüz şey sayabilirim bir reyonda bile. Bu soru aklımı kurcalarken, önümdeki adam-çocuk-bekar-dul-aldatılmış-boşanmış-adam ya da her kimse manav alışverişi yapmış. 5 domates, 4 patates, 1 kıvırcık, bir bağında 9 tane sap bulunan taze soğan, 2 patlıcan. İki tane patlıcan almak yalnızlara mahsustur. Adama üzüldüm. Yalnızlık, birlikte olamayanlara mahsustur.
Sigaramı aldım ve eve dönüyorum, evde sigaram vardı ayrıca, paketi açtım, evin önünde minibüs bekleyen adamdan ateş istedim, sigara içmiyordu, ama içip benden saklamış olabilir, sigara içmek saklanılacak bir şey olabiliyor ve er ya da geç koku seni ele veriyor, itiraflarım.. sigara içmiyorum dedi, sonra bende bir çaresizlik görmüş olacak ki, elini arka cebine atıp bana çakmak uzattı. Bir insan ne kadar iyi olabilir sorusunun cevabını buldum o an. Sigara içmediği halde çantasında çakmak taşıyacak kadar..
“Başlayan ve biten şeyler Çetin, ölümlü olduğumu hissettiriyor bana, ölecekmiş gibi oluyorum.” Sigara da başlayıp bitiyor.
“Birlikte geçirdiğimiz o güzel günlere ne olmuştu? Benim aklım hep o günlerdeydi. Ne olmuştu o günlere? Yaşanan şeyler ne olur? Çetin nerede durur? Hatırlamaya ve belleğe ilişkin eğretilmeler beni kesmiyor. Geçmişimizle bağlantı kurmanın tek yolu hatırlamak mıdır? Başka bir eylem yok mu? Olamaz mı?”
Kendi kendinize küfür ettiğiniz oluyor mu? Bu ülkede yaşamaktan mı bu bedende yaşamaktan mı emin değilim ama ben bunu son zamanlarda sıkça yapıyorum. Sonra da annem elinde acı biberle küfrümün ardında beliriyor. Hiç anneniz ağzınıza acı biber sürdü mü? Benim sürmedi. Annesi tarafından hiç ağzına acı biber sürülen arkadaşınız var mı? Benim yok. Yani diyebiliriz ki, annesi tarafından genç yaşta acıyla tanıştırılmış ağzı bozuk çocuklar azınlıktalar ve dertleri derdimiz olmuş bir klişeyle. Sikerler.
Gereksiz bilgiler ansiklopedisine not aldım. Bunu da zihnimin balkonu olarak adlandırıyorum. Çok nadir kullanacağım - nadir seni özledim - eşyaların konduğu, güneşli bir yerde yaşıyorsanız ve mevsim kış değilse, üzerine örtülen gazete parçalarını sarartan (beyaz kirlenmezse sararır) ve zenginseniz de içinde bulunduğu dolabın rengini değiştiren bir güneş de mevzu bahis.
Gereksiz bilgiler ansiklopedisi, girdi 2070: “İnsan vücudunda ortalama 3 milyon kurt larvası vardır.” İğrendin okuyunca değil mi kendinden, ben uyumadığım her an öyleyim.
Kahvemden yudumladıktan bir kaç yudum sonra, İstanbul’un fethini düşünüyorum. Hemen sonrasında Fransız İhtilali, Jeanne De Arc’ı, ölmeseydi aziz olur muydu? Aziz olmak için ölmeyi ister miydi? Dinsiz ilan edilen bir aziz. Hadi bir kaç yudum buna kederlenelim.
Günümüz, niyet okuma çağı sanki. Ben söylemezsem o bilemez çağını ne ara geçtik. Çağ atlatan olay neydi. Hangi darbe, hangi işgal, hangi göç, hangi yeniyle tanışma yani hangi icat?
Biraz da seni düşüneceğim, çünkü bu yazı mutfak ile market arasındaki ilişkinin en çıplak haliydi. Sen giyiniksin. En azından üzerinde yorgan var. Sen uzan yatakta, ben kapıdan bakayım. Öyle özledim.
Ah Zarifoğlu, sen yazdın, ben delirdim;
“Zira, gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.
Kapı aralığından baktığımda görebildiğim en güzel şeydir yaşamak.
Az az ölüyoruz her gün yağmurdan havadan bahseder gibi.
Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.”