Şizofrenik Olmayan Son Konuşma
Her şeyin bitmesini istediğim zamanlar olurdu. Bu da onlardan biri. Sahip olduğum seyleri düşündüm ve de sahip olmadıklarımı, yanımdakileri ve yanıma alamadıklarımı ve de yanımda olmayanları. Çok şey geçti yani aklımdan. Çok şeyi düşündüm ve canlandırdım gözümde.
Sahip olduklarımız ve yanımızdakiler kadar varız hayatta. Kaybettiklerimiz kadar olgun.
Sahip olduğum çok şeyi bıraktım ben zaman zaman. Heybemde yenilerine yer açmak için diye avuttum kendimi. Halbuki yanlıştı. Hepsi gitmiş ve hepsinin ağırlığı binmişti dizlerime. Yani kaybetmiş ve kaybetmiştim.
Tam da mevsimiydi kaybetmenin. İnsanın çenesini uyuşturan bir soğuk yoktu ama kalbi uyuşturan çok sayıda uyuşturucuyu denemiştim hatırladığım geçmişten bu yana. Sevdim, seviştim, aşık oldum.
Dokunuyor derdim insanın söyledikleri, dokunmasını severdim. Bir derdim varlığı için.
Gitti anasını satayım. Ellerimden kayıp ya da usul usul falan da değil, göz göre göre gitti. Arkasına baktı mı? Sanrılara girmek istemem.
Klişe cümleler sarfetti. Klişe çok yaşanan demek. Çok insanın yaşadığını yaşıyorum yani. Çok insan onun yaşadığını yaşıyor.
Şimdi ben en siyasi şarkıları en duygusal hale getirip dinliyorum.
“Uğurlama”
Uğurladı beni, bir şarkı yazabilecek kadar duygusal değildi uğurlaması. Sinirliydi. Severek mi belki de ama söverek kesinlikle.
Ben ne mi yaptım. Önce gitme dedim. Alternatif mizansenler ürettim gidişi için. Ara verelim dedim. Her oyun tek perdelik değil. Sıkılma ihtimali ağır bastı ikinci belki de üçüncü perdeden. Anladım haklıydı. Birinci perde kapanırsa ikinci perdenin gidişatı bellidir.
Sonra sustum. Dünyanın bütün dillerinde yüzlerce kelimeyi sustum. Bütün enstrümanları çalabilen birinin müzik defterindeki es tim.
Şizofrenik olmayan konuşmalar bitti. Yenildim.
“Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.
Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!
Dünyadaki tüm parlak başarılardan
sensin yüreğime yakın olanı!
Yenilgi, yenilgim, baskaldırım
ve de benim kendimle tanışmam.
Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan
ve solmuş defneler peşinde koşmayan
biri olduğumun bilincindeyim;
ve sende, yalnızlığımı buldum
ve de herkesten uzak,
ve de gururlu olmayı.
Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım
ve de kalkanım.
Gözlerinde okudum tahtı arayanın
kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.
Ve, bir kimsenin derinliklerindeki
esasını anlayabilmemiz için
onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.
Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,
bir meyvenin tadına varılabildiğini.
Yenilgi, yenilgim,
benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım
şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.
Ve senden baska hiçkimse bana söz etmeyecek
kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından
ve de geceleri yanan dağlardan.
Ve sen, tek başına
ruhumun sarp ve kayalık
yollarından tırmanacaksın.
Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim
sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;
ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız
içimizde ölmekte olanlara;
ve tutunacağız, tüm gücümüzle,
güneşin karşısında;
ve de tehlikeli olacağız.”
Merhaba şizofrenik konuşmalar, merhaba yenilgiler, merhaba kırmızının yeni anlamları, merhaba çatlamış ve kendi ellerimle soyulan dudak. Merhaba içses. Merhaba ısınmayan ev. Merhaba. Merhaba yalnızlık. Ben geldim.