Ankara, gündüz Ankara, gece
26 Kasım 2015

Şizofrenik Konuşmalar 53

Uyuşmuş bir dil.
Kahve ve çokça sigara.
Durmuş bir saat yanıbaşımda
01:20 diyorum, 13:20 de olabilir
Bir duygu kaç ezberde bozulur,
çok tekrar edersem ezberlediklerimi

anladığımı tarumar ediyor zaman
alamadığım onca madde peşimde
kurşun sıkalım haydi doğacak çocuklara
ne fark eder nereden geldi
ne fark eder nereye gidecek

Kendime şiirler yakıştırıyorum

güzel romanların kötü kahramanlarını öldürdüm

bir mısra kadar bir mızrak kadar

sivri oluyor gözlerim

Kendime şiirler yakıştırıyorum

teşekkür ediyorum şairlere şiir kitapları olmayan

şiirlerini okuyorum şairlerin üzerine bir de malboro içiyorum

kendimi şiirlere hapsediyorum

lanetinde buluyorum tanınmayan şairin

ve lanet okuyorum her mısrada

kendime küfür etmiyorum, Allah’a da, haşa,

Anlayamıyorum nasıl etki ediyor cipralex

Kendime şiirler yakıştırıyorum bu yaşta

ismini duymadığım şairlerden

*“teşekkür ediyorlar, çok yaşıyorlar, işe geç kalmıyorlar
çeyrek altını önemsiyorlar, küresel ısınmayı ve beş çaylarını
ortadoğu’yu ihtiyaç halinde seviyorlar, gökdelenleri her haliyle
eve geç gelmeyi borsaya bağlıyorlar, geriye kalanları astrolojiye
“konuşan tartı”lardan korkmuyorlar bir de,

-ben bazen korkuyorum-

artis diyorlar erken ölenlere bir akşamüstü her yer kalabalık
her yer kalabalık, üzgünüz yeteri kadar ve rimbaud mahkemelerde sanık
sırayla ölüyor kumbarası kırılmış çocuklar, tez konusu bile değiller
içinde ortadoğu geçmeyince şiir de olmuyor, bir şeyler kahrolsun!
-işgal edilmiştir inandığımız tüm çiçekler!

stratejik bir aşk yaşıyorum devlet görmesin, keşişleri hemen soboleyin
bu saklambaç bizden uzak, kavimler göçü konumuz değil, seni seviyorum!
ideolojiler söylüyorum dünya kurtarmak isteyenlere ve çok rüya görüyorum
insanı anlamakla meşgulüz, üstelik görünürde hiç ipucu da yok
ben bazen korkuyorum, annem duruyor hemen kalbime
beni hep yanlış öldürüyorlar anne diyesim geliyor
sonra cihad geliyor aklıma, cihad’ı çok seviyorum*

*-ama bunları coğrafi keşiflerle açıklayamam-

çocuğu okula yazdırıyorlar, merkez sağ’ı ve dedikoduyu çok seviyorlar
üniter yapı diyorlar, uluslararası toplum, en az iki yabancı dil
minareler gölge ediyor, başka ihsan da istiyorlar
akşam ezanında eve giriyoruz, üzgünüz yani gereği kadar
demokraside ısrar ediyorlar bir de, ben rahatça ölsek diyorum.

yemeklerden sonra pişman oluyorlar, kravat takıyorlar, az seviyorlar
aşık olamıyorlar, çok şişmanlıyorlar ve hiç gülmüyorlar
-manavlar da şiire inansın diye kırmızıydı belki elmalar-
elmalar deyince aklıma annem geliyor ve taksitli sancılar
bir yanağın elma oluşunu,
devrik cümlelerle düşünüyorum…

-sigortalı bir işe girmeden âşık olunmuyor-”*