Fihrist
Fihriste Önsöz
Elde Tutulan ile hiçbir sorunun kaybolmadığını söyledim ve bu kolay bir önermeydi. Zor olansa, elde ne tutulduğunu göstermeye çalışma. Açık el bir iddiadır ve her iddia gibi sınanmayı bekler; sınanmak için de sayılabilir olması gerekir. Bu yüzden bu yazıda cevaplamaya çalışacağım sorulara ilişkin bir liste var.
Fihrist, kitabın en dürüst yeridir. Metin bir şeyi söylemeye çalışır ancak ne söyleyeceğini bilmeyebilir. Fihrist ise kitabın neyi söylemeyi göze aldığını bilen yeridir ve fihrist bir vaattir. Vaat, sınanabilir tek konuşma biçimidir. Sonuç dayatılabilir, vaat dayatılamaz; tutulur ya da tutulmaz. Sonradan yazılan her sayfa, fihriste karşı borçludur.
Şu baştan söylenmeli: aşağıdaki soruların hiçbiri benim değil. Hepsi bir yerlerde, bir kere sorulmuş. Bir kısmı iki bin beş yüz yıl önce sorulup unutulmuş, sonra yeniden sorulmuş; çoğu son yüzyıl içinde üst üste sorulmuş. Ben yalnızca topladım. Toplamak da bir iştir; kayıt birikir, iz seçilir; burada olan da bir seçmedir. Küratörlük çabası kendini beğenen tüm zihinlerin ortak yönüdür.
Peki neden cevap değil de soru? Daha önce de değindiğim gibi cevaplar zaten ortada ve sorular tam da bu yüzden kayboldu. Cevabı hazır bekleyen soru, soru değil; sorgunun görünümsenmesi. Bir sorunun elde tutulabilmesi için önce cevabından ayrılabilmesi gerekir. İşbu fihristin işi budur; soruyu cevabından söküp kendi başına bırakmak, sonra ona bir yer göstermek.
Aşağıdaki sorularda öne çıkan isimler var. Bir kısmı ise eksik ve eksikliği kasıtlı. Bir soruyu sormadan önce onun kime ait olduğunu bilmek gerekmez, ama iki kişinin aynı soruyu sorduğunu görmek için önce birinin sorusunu sonuna kadar dinlemek gerekir. İkinci ses sonra gelecek; borç kaydedildi. Her fasıl bir yazının borcudur. Sıra bağlayıcı değildir, borç bağlayıcıdır.
I. Unutulan
Bir soruyu susturmanın iki yolu var; biri cevaplamak, öteki sordurmamak. Fakat üçüncü bir yol daha var ve en sessizi de bu; sorunun kendiliğinden anlaşılır sayılması. Yasaklanan soru bir duvar bırakır, cevaplanan soru bir mühür bırakır; kendiliğinden anlaşılır sayılan soru hiçbir şey bırakmaz. En çok kullanılan sözcük, en az sorulan sözcüktür. Ve bir sözcüğün sorulmaz hale gelmesi için gereken tek şey, herkesin onu bildiğini sanmasıdır.
- Bugün “varolan” sözcüğüyle asıl neyi kastettiğimiz sorusuna bir cevabımız var mı?
- Varolanın varlığı sorusu neden unutuldu?
- Bu soruyu yinelemek neden zorunlu?
- Varlık sorusu neden “en genel”, “tanımlanamaz” ve “kendiliğinden anlaşılır” sayılarak susturuldu?
- Bu ilke neden iki bin üç yüz yıl uykuda kaldı?
II. Sorunun Üç Yüzü
Bir soru sorulduğunda üç şey aynı anda ortaya çıkar ve üçü birbirine karıştırılır. Sorulan vardır; sorunun konusu. Kendisine sorulan vardır; sorunun muhatabı. Bir de sorarak elde edilmek istenen vardır; sorunun umudu. Kötü kurulmuş soru, bu üçünü birbirinin yerine koyandır. Yanlış muhataba doğru soruyu sormak, yanlış soruyu sormaktan daha çok vakit yer; çünkü cevap verir.
- Sorulan nedir?
- Kendisine sorulan nedir?
- Sorarak elde edilmek istenen nedir?
- Varlığın anlamı hangi varolandan okunacak? Kalkış noktası hangi varolan olmalı?
- Bu soruyu sorduğumuzda nerede duruyoruz?
- Bu soru neden ilk sorudur?
III. Kim
Hakemi olmayan davadan söz etmiştim; hakem yoktu, çünkü hakemlik edecek olan davanın tarafıydı. Bu bir kusur değil, bir yapıdır ve yapı en açık şu üç adımda görünür; bir ne sorusu sorulur, cevap gelmez, soru kendini kime çevirir. Ve çevirdiği anda soran, sorulanın içine düşer. Bu fasıl, sorunun soranı yutmasının faslıdır.
- Zaman nedir?
- Zaman kimdir?
- Zaman biz kendimiz miyiz?
- Ben kendim zaman mıyım?
- “Herkes” kimdir?
- Vicdanın çağrısında çağıran kimdir? Kime çağrılır? Ne çağrılır?
IV. En Yakın Olan
Görünümsenmenin borcu ödendi, fakat bir borç daha kaldı; en yakın olanın neden en zor görüldüğü. Elin altındaki alet görünmez; bozulduğu an görünür. Görünmek için bozulmak gerekiyorsa, sağlam olan hiç bilinmiyor demektir. Gündeliklik budur, kendini “zaten belli” göstererek saklanan yer. Ve saklandığı için değil, açıkta durduğu için saklanır.
- Gündeliklik nedir?
- Dünya-içinde-varolmak ne demektir?
- Dünya nedir? Dünyasallık nedir?
- Şeylerin “el-altında-olma”sı ne demektir?
- Taş dünyasız, hayvan dünyaca yoksul, insan dünya kurucudur - hayvanın “dünyaca yoksulluğu” ne demektir?
- Hayvanın çevresi ile insanın dünyası arasındaki fark nedir?
V. Haller
Hal, durumun fotoğrafıdır; fakat fotoğrafı çeken de haldir. Düşünme serin bir işlem değildir, bir halin içinden yürür ve hangi halin içinden yürüdüğünü çoğu zaman bilmez. Korku bir şeyden korkar; kaygının korkacak bir şeyi yoktur ve tam da bu yüzden daha doğrudur. Can sıkıntısı ise ikisinden de eskidir: oyalanacak hiçbir şey kalmadığında geriye kalan çıplak zamandır. Sıkılmak vakit kaybı sayılır; oysa vaktin kendisinin göründüğü tek yerdir.
- Bulunuş nedir?
- Korku neyin karşısında korkar? Korku ne için korkar?
- Kaygı neyin karşısında kaygılanır? Kaygı ne için kaygılanır?
- Derin can sıkıntısı nedir?
- Can sıkıntısında zaman ne yapar?
- Anlama nedir? Yorum nedir?
VI. Hiç
Bu fasıl cevap vaat etmiyor. Fihristin dürüstlüğü buradan sınanır; bir soruyu listeye almak, onu çözeceğine söz vermek değildir. Bazı sorular cevaplanmak için değil, sorulmuş olmak için vardır ve sorulduklarında soranı yerinden eder. Aşağıdaki ilk soru, sorulabilecek en geniş sorudur ve bugüne kadar verilmiş her cevap onu daraltmıştır.
- Neden hiçbir şey değil de varolan var?
- Hiç nedir?
- Hiç’in hali nedir?
- Hiç’i nerede arayacağız? Hiç’i nasıl bulacağız?
- Hiç yalnızca olumsuzlamanın ürünü müdür, yoksa olumsuzlama Hiç’ten mi doğar?
- İnsan Hiç’in nöbetçisi olabilir mi?
- Varlığın hali nedir?
- “Varlık” yalnızca boş bir sözcük ve uçucu bir buhar mıdır, yoksa bir yazgı mıdır?
VII. Bitiş
Kapanan ile biten aynı şey değil demiştim. Bu ayrımın en sert sınandığı yer, insanın kendi bitişidir. Bir hayat bitmeden bütün olmaz, bütün olduğunda ise onu bütünleyecek kimse kalmaz. Devredilemeyen tek iş budur ve tam da devredilemez olduğu için kişiyi “herkes”ten söker. Fihristteki en kişisel fasıl bu.
- Ölüm deneyimlenebilir mi? Başkasının ölümü benim ölümüm hakkında ne söyler?
- Ölüme-doğru-varolmak ne demektir?
- Suçluluk ne demektir?
- Kararlılık nedir?
- Sahih bütün-olabilme nedir?
- Tarihsellik nedir? Yazgı nedir?
VIII. Temelsiz
Her şeyin bir nedeni vardır denir ve bu cümle o kadar sağlam durur ki, kendisinin nedeni sorulmaz. Oysa bir ilkenin en zayıf yeri, kendini kapsamadığı yerdir. Bu fasılda mesele nedenleri saymak değil, nedenin nereye kadar sorulabileceğini görmek; ve sorunun durduğu yerde bir temel mi yoksa bir uçurum mu olduğunu sorgulamak.
- Hiçbir şey nedensiz değildir - bu ilke neyin ilkesidir?
- Neden “neden”?
- Varlığın kendisinin bir temeli var mıdır?
- Özgürlük insanın bir özelliği midir, yoksa insan özgürlüğün bir özelliği mi?
- Sistem ile özgürlük bir arada olabilir mi?
- Kötülük nedir? Kötülüğün varlıktaki yeri nedir?
IX. Çağrı
Hesap ile düşünmenin aynı işlem olmadığını söylemiştim; ama şunu da eklemek lazım; düşünme kendi kendine başlamaz. Bir şey onu başlatır. Ve başlatan şey, düşünmeyi buyuran değil, düşünülmemiş kalarak çağırandır. Kendini geri çeken çağırır; verilen değil, esirgenen. Bu fasıl serinin ilk cümlesine geri döner; henüz düşünülmemiş olanın neden hediye sayıldığı burada anlaşılır.
- “Düşünmek” sözcüğü ne anlama gelir?
- Yerleşik öğreti düşünme diye neyi anlar?
- Düşünebilmek için hangi koşulları yerine getirmemiz gerekir?
- Bizi düşünmeye çağıran, düşünmeyi bize buyuran nedir?
- En düşündürücü olan nedir?
X. Devir
Son fasıl bir kapanış değil, bir kapı. Buraya kadar sorular tek bir ağızdan geldi; bu fasıldakiler o ağızdan çıkıyor ama başka birine soruluyor. Bir düşünürün başka bir düşünüre sorduğu soru, ikisi hakkında da bilgi verir ve genellikle sorandan daha çok bahseder. Serinin bir diğer güçlü sesi buradan girecek.
- “Tanrı öldü” derken ne düşünülüyor?
- Öldürme edimini yapan kimdir?
- Duyuüstü dünyanın çöküşü ne anlama gelir?
- Değer nedir? Değer koymak ne demektir?
- Bütün değerlerin değer yitimi ne demektir?
- Güç istenci nedir?
- Aynının ebedi dönüşü ne demektir?
- Güç istenci ile ebedi dönüş nasıl bir arada düşünülür?
Bir fihrist tamamlandığında kitap yazılmış olmaz; yalnızca yazılmamış olduğu görünür hale gelir. Görünür eksik, kapanabilir; görünmeyen eksik kapanmaz, aranmaz bile. Yasağın bıraktığı boşluk belliydi, unutuşun bıraktığı boşluk boşluk gibi bile görünmüyordu. Fihrist bu yüzden var; unutuşa bir mühür takmak için.
Ve bu on fasılda cevaplanmayı bekleyen bir şey yok. Bekleyen, sorulmayı sürdürmek. Cevap gelirse iyi; gelmezse liste kalır ve liste de bir izdir. Kaya her sabah yeniden yuvarlanacak, evet; fakat artık kaç kayası olduğu yazılı.
Elde tutulan sorular sayıldı. Sayılan hiçbir soru unutulmaz. Unutulmamalıdır.
Düşülmüş not: Bu fasılların soruları büyük ölçüde Heidegger’in, kendi kurduğu sıraya sadık kalınmadan toplandı. Son fasıldakiler Nietzsche’ye sorulmuş olanlar. Hız yine Han’ın, kaya yine Camus’nün, görünümsenme yine bana ait bir borç. Sıralamanın ve seçmenin kusuru toplayana aittir.
Yükleniyor…