Elde Tutulan
Daha önce “Düşünülmemiş Olan”da tartıştığım üzere, açıldığı anda biten hediyenin en yücesi, açılmayan olan. Bu önerme üzerine biraz daha düşünmek ve konuşmak gerekiyor.
“Hediyenin en yücesi, açılmayan olan.” Öyleyse ortada açılmamış bir kutu duruyor ve asıl soru kutunun içinde değil. Açılmayan bir şey nasıl tutulur? Kaya her sabah yeniden yuvarlanıyor, iyi; fakat akşam olduğunda elde ne kalıyor? Kayanın öteki adı soruydu. Elde tutulan, sorudur.
Sorunun tabiatı şudur; cevap soruyu bitirmez, kapatır. Bitmek ile kapanmak aynı şey değildir; biten şey tükenmiştir, kapanan şey yalnızca artık açık değildir. Soruların çoğu tükendiği için değil, kapatıldığı için sorulmaz olur. Kapatılmış soru ile tükenmiş soru dışarıdan aynı görünür, ikisi de susar. Susuşları ayıran, sorunun içine bakmakla anlaşılmaz; kimin kapattığına bakmak gerekir.
Peki kimden ziyade, ne sorusunun cevabı önemli midir? Şöyle düşünülebilir, soruyu kapatan çoğu zaman cevabın kendisi değildir; cevabın yeterli sayılmasıdır. O halde yeterliğe kim karar verir? Sorunun doğru sorulduğuna, cevabın onu gerçekten karşıladığına bakacak bir ölçü ister insan. Fakat ölçüyü kuran yine düşüncedir; ölçen ile ölçülen aynı yerde durur ve kendi terazisini kendi yapan, tarttığından hiç emin olamaz. Hakemlik edecek olan davanın tarafıysa hakem yoktur; hakemi olmayan da yalnız cevher ile istencin o eski kavgası değil, her sorudur. Dışarıdan onay bekleyen düşünce beklemekten başka bir şey yapmaz; onayı kendinden alan düşünce ise hiçbir zaman rahat edemez. Rahat edememek burada kusur değil, çalışma biçimidir.
Bu yüzden düşünce kazanmaz. Kazanmayan düşünce yenilmiş de değildir; açık kalmış düşüncedir. Ve açık kalan soru boşlukta asılı durmaz, bir şeyle beslenir; iz’le.
İz, iddianın kendisi değil, iddianın dünyada bıraktığıdır. İz bırakmayan iddia, iddia olarak kalır ve iddia olarak kalan hiçbir şey sınanamaz. Soru izin peşinden yürür; iz tükenince soru da oyalanacak yol bulamaz. Fakat izin dereceleri vardır ve bugün en çok karıştırılan yer burasıdır. Görünümsenmenin tanımı bir borçtur; borç şimdi ödenmeli.
Görünmek, olanın kendini göstermesidir. Taş görünür; görünmek için bir şey yapmaz, orada olması yeterlidir. Görünüş, gösterilenin seçilmiş halidir: bir açı, bir kadraj, bir vurgu. Görünüş yalan değildir, eksiltmedir; arkasında hala bir asıl vardır ve isteyen o asla döner. Görünümsenme üçüncüsüdür ve öteki ikisiyle akraba değildir. Hiç olmayanın kendini gösterilmiş gibi kurmasıdır. Arkasında dönülecek asıl yoktur. Görünüş, bir şeyin az görünmesidir; görünümsenme, hiçbir şeyin çok görünmesidir. Aslı olmayan kopyaya Baudrillard tarafından bir ad konmuştur; simülakr. Görünümsenme onun komşusudur, aynısı değil - simülakr imgenin sahtesidir, görünümsenme hâlin; biri gerçeğin yerine geçer, öteki hiç başlamamış olanın. Güdülmüş ihtiyacın istenç sanılması budur; hazır cevabın soru sanılması da bu.
Çağın hüneri de buradadır; iz üretmiyor, görünümsenme üretiyor. Elimizde hiç bu kadar çok kayıt olmamıştı ve hiç bu kadar az iz. Kayıt çoğaldıkça iz azalır, çünkü ikisi aynı şey değildir: kayıt birikir, iz seçilir. Seçmek zaman ister; zaman da hızın esirgediği tek şeydir.
İz seçildikten sonra yol ayrılır. Önceki yazıda da söylediğim üzere, hesap sonuca koşar, düşünme yolda oyalanır; koşanın yolda ne bıraktığına şimdi bakmalı. Hesap sonuca varır ve vardığı yerden geriye bakmaz. Sebebini sorduğunda bir cevap gelir gelmesine, ama bu cevap birinci cevabın sebebi değildir; birincisinden sonra üretilmiş ikinci bir cevaptır. Hesap önce varır, sonra nereden geldiğini arar. Düşünme sebebi yolda toplar; o yüzden geç kalır ve geciktiği için suçlanır.
Yolsuz sonuç da sonuçtur; kullanılır, işe yarar, başka sonuçlar doğurur. Yalnız sınanamaz. Sınanamayan sonuca itiraz edilemez; itiraz edilmemiş önerme ise önerme değil, emirdir. Tersi ise bağışlanmıştır, sonuçsuz yol olur. Yarım kalmış düşünce, varılmamış soru, bir yere çıkmamış uzun uğraş; bunlar boşa gitmiş sayılmaz, çünkü yolun kendisi kalır, miras da her zaman budur. Fakat yolsuz sonuç olmaz; olduğu yerde bir şey bulunmuş değil, bir şey dayatılmıştır. Çağın bol bol dağıttığı da budur; hızlı, temiz, yolsuz sonuç.
Dağıtılan her hazır sonuç, bir soruyu susturur. Ve bir soruyu susturmanın iki yolu vardır; biri cevaplamak, öteki sordurmamak.
Dogma cevaplar. Cevabını mühürler ve mührün üstünde ne kapatıldığı yazar. Yasağın duvarı bir yön göstergesiydi; mühür de öyledir. Kapalı kapı da bir kapıdır; önünde durulur, zorlanır, hiç değilse hangi odaya açıldığı bilinir. Dogmanın gücü yasakta değil, yasağın gösterdiği yerdedir.
Yeni çağ cevaplamaz; sordurmaz. Yasaklamadığı için karşısına dikilecek bir şey de bırakmaz. Soru yenilmez, unutulur. Unutulan sorunun ne cevabı vardır ne mağlubu; yalnızca artık orada değildir. Yasağın bıraktığı boşluk bellidir; unutuşun bıraktığı boşluk, boşluk gibi bile görünmez. Hiçbir şey yasaklanmadığı için her şey sorulabilir sanılır; her şey sorulabilir sanıldığı için hiçbir şeyin üstünde durulmaz. Durmak da bir emektir ve emek görmeyen soru kendiliğinden düşer.
Aradaki fark, mühürde saklıdır. Mühürlü soru bir gün açılabilir; mührü kıran tek şey vardır çünkü; henüz düşünülmemiş olan. Sonradan bulunan, sonradan var olan değildir; mühürlendiği gün de oradadır, bilinmiyordur. Bu yüzden hiçbir cevap son değildir ve hiçbir dogma kendi mührünü kendisi kadar uzun süre koruyamaz. Mühür zamana karşı kurulur; zaman ise iz biriktirir.
Unutulmuş soru içinse böyle bir açılış yoktur. Açmak için önce hatırlamak gerekir; hatırlamak için bir mühür, bir eksik, kapatılmış olduğuna dair bir iz gerekir. Dogma düşünceye hiç değilse bir düşman bırakırdı. Hız düşman bile bırakmıyor.
Öyleyse düşünmenin talihi cevaba varmak değildir; cevaba varan soruyu bırakır ve bırakılan soru artık düşünülmez. Talih, elde tutmaktır. Kayayı her sabah yeniden yuvarlamanın öteki adı budur; aynı soruyu her defasında yeniden anlatmak, hiçbir şey bitmediği için hiçbir şeyi bırakmamak.
Burada belirtmekte fayda olan şudur; elde tutmak kavramak değildir. Kavrayan elini kapatır, tuttuğunu ezer, sonunda yalnız kendi avucunu bilir. Cevabı hazırdan alan da böyle kapatır elini. Tutan ise elini açık bırakır; açık el, bıraktığı için değil, bırakmadığı için açıktır. Açılmayan hediye böyle taşınır; kutu açılmaz, el kapanmaz.
Sorunun kapanmaması cevapsızlık değildir. Cevapsız olan, kapanmış sorudur; çünkü cevap verildiği anda değil, sınandığı sürece yaşar. Kayanın dibinde yeniden düşünmeye başlayan insan mutluydu. Mutluluğu, elinin boş olmamasındandır.
Elde tutulan hiçbir soru kaybolmuş değildir.
Düşülmüş not: Hız yine Byung-Chul Han’ın, kaya yine Camus’nün, henüz düşünülmemiş olan yine Heidegger’indir. Görünümsenme yorum yoluyla da olsa temelinde Baudrillard’ın. Yazının karışıklığının kusuru ise bana aittir.
Yükleniyor…