Ölü Adamın Bahçesi - 15
Aldığım nefese sadık olmaktan başka ne kaldı elde. Şimdi konuşmama zamanı. Konuşmayı bırakma. Kelimeyi yarıda kesme. Üç noktanın ikisi. Kendi döngümün içime çığlıklarla dolu, geceleri uyutmayan kabusları hatırlayabildiğim kısmı. Yabancısı değilim sessizken bile sesi kısılan iç sesimin. Yabancısı değilim, konuşur gibi okunan kitapların. Şimdi limandayken ayyaşın biri yüzünden yanan gemime kaptanlık zamanı. Her yanım kül. Deliyim.
Kaç saat? Ya da saat kaç? Bedenin ne kadar uzakta? Ya da ruhun.. Neyse.. Şimdi cesaretim yok sana nasılsın diye sormaya. Ama.. Ama bugünlerde bir 33 furyasıdır gidiyor. Çok kalmadı. Buluşmak biraz sabır istiyor. Sebepler, sonuçlar, falanlar filanlar giriyor hep aramıza. Ya da Anna’ya söyledikleri gibi, “cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler, sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar” ve de bekleyişler..
Yazdıklarımda dünyanın döndüğünü görüyorum. Ve bir kez daha, uyuyamıyorum. Bir gün geçmişti bu yazıyı yazmaya başlayalı. Bir gündür kapanmadı gözlerim.