Guguk
Güzel zamanlar geçirmek için uzun zamandır buradayım. Ne kadar uzun, bilmiyorum; saate bakacaktım, guguk kuşu çıktı.
(buraya bir şarkı gelecekti, kaybettim, bir şeyleri. Bu yüzden, bu yazıda imla kurallarına uyulmayacaktır)
Bir Kitab’ın sarı sayfalarından hayaller yırttım kendime. Beyazdı renkleri harflerin. Sararan kâğıt mı, ben mi, yoksa harfler mi beyaz bayrak çekti; bilmiyorum, beyaz beyaza okunmuyor. Yırttıklarımı cebime koydum. Cebim deliktim. Delikti diyecektim; öyle yazıldı, öyle kalsın.
Gel zaman git zaman kaybolmuştu kalemim. Kalemi kaybolanın kelamı da kaybolur. Kelamsız kalem oluyor ama kalemsiz kelam olmuyor - oluyormuş; bak, konuşuyorum. Yeni, yine, yeniden, ne güzel yanılabiliyor insan kelimelerle.
Bir yanım mutfakta çay demliyor; iki kişilik, tek başına. Diğer yanım karşısına oturmuş, soruyor:
- Nereye?
- Cennetten cinnete..
- Uzak mı.
- Bir nokta. Vaktiyle ben koymuşum, hatırlamıyorum.
- Üşüyor musun?
- Sonbaharı geç gelen ülkenin kışları yaprak döken ağacıyım. Herkes dökerken tutarım, herkes tutarken dökerim.
- Dışın?
- Kurumuş, Afrika’da kurbağaları öldüren bir deri mantarından muzdaribim. Kur ile başlayan her şey başıma geldi: kurudum, kurbağa oldum, kurban gittim. Bir kurtulmak kaldı; söylemeye korkuyorum.
- İçin?
- Sus.. Kışın ilk yıldırımını bekliyor.
Çayını içmedi. Demleyen de bendim zaten, içmeyen de.
Cani bir kâbusa dönüşüyor hayallerim, canıma kast. Can, cani, cinnet; bir harf ekle zanlı ol, bir harf çıkar sevgi sözü kal. Canım diye sever beni. Şimdi yollarını gözlüyorum; aynı yollar beni yoran. Yol yorar, yolcu yorulur, ben gözlerim. Gözlemek meslek olsaydı emekliydim çoktan; ikramiyeyle anneme afilli bir saat alırdım. Guguklusundan.
Guguk kuşu sanırdım çünkü saatlerde öten kuşu. Ne öyle afilli bir saat gördüm evimizde, ne guguk kuşu gördüm hayatımda. Sonradan öğrendim: guguk kuşu yuva yapmazmış; yumurtasını başka kuşların yuvasına bırakırmış. Demek saatin içinde öten kuş da kendi evinde değildi.
- Guguk dedi saat.
- Buradayım dedim.
- Guguk dedi.
- Biliyorum dedim, evinde değilsin.
- Guguk dedi.
- Ben de dedim.
Konuşmalarımız hep böyle; o iki hece biliyor, ben iki kelime. Yine de anlaşıyoruz. Aynı yuvadan değiliz diye herhalde.
Annem saatleri kurardı evde; duvardakini, bilektekini, bir de beni. Kur ile başlayan her şey başıma geldi demiştim ya; en iyisini unutmuşum. Kurulurdum sabahları, çalardım okula. Şimdi kuran yok. Ben yine de her saat başı çalıyorum; kimse duymuyor. Belki guguk da buydu: kurulduğu için öten, kendine ait olmayan bir evde.
Saat ile saadet arasında iki harf varmış; ikisi de bende eksik. Annemdedir. Yollara ondan bakıyorum..
Yükleniyor…