Bahisler
Onlar bahsi:
Hayat zaten.. Zaten hep.. Neydi bizi.. Sahi.. Hani demiştin ya.. Oysa ben.. Aslında ben.. Yok, aslında öyle değil.. Nasıl anlatsam.. Yani demek istediğim.. Sadece şunu bilsen.. Keşke o an.. Acaba diyorum.. Belki bir gün.. Yine de.. Ama sen de biliyorsun.. Bilemiyorum ki.. Sanki biraz.. Yine başa sardık.. Dur, bekle bi.. En çok da.. Yoruldum sanki.. Belki de en iyisi.. Neyse.. Boş ver..
Onlarca kalıp daha geliyor aklıma, bir kısmını bir kısım insana söylemişliğim var. Bir kısmını da söylememişliğim, bir kısmını duymamışlığım, kulak ardı edişim. Kelimelerin önüne eklenen kelimelerle hesaplaşasım da bundan belki. Türkçe sondan eklemeli bir dil ama duygusuzluk önden ekleniyor.
Ben bahsi:
Yorgunum. Sadece zihnim değil, adımlarım da nasibini alıyor bundan. Sağ ayağımda, sırf düşmesinler, yere çakılmasınlar diye dengede tutmaya çalıştığım o değer verdiklerimin yarattığı tuhaf bir ağrı var. Yükü yanlış omuzladığımdan, aksayarak yürüyorum kendi içimde. Aslında komik bir durum, çünkü bu sendeleme tamamen acemilikten. İnsan bunca zaman taşıdığı şeyi nasıl tutacağını öğrenemez mi? Öğrenemiyor işte. Çünkü bu acemilik hiç bilmemekten değil; aksine çok bildiğimden, her adımı, her ihtimali o kadar fazla hesaplayıp en sonunda kaskatı kesilmekten doğuyor.
Beklenti ile hayal arasındaki ilişki üzerine çokça düşündüğüm gecelerim var. Biri gerçekleşmediğinde insanı o koca gerçekliğe çarpan, hesabı kitabı yapılmış köşeli bir meşgale; diğeri ise nereye varacağı belirsiz, rasyonel aklın tökezlediği o tanıdık yolculuk hali. İkisini birbirinden nasıl ayırırım diye debelenip dururken, beklentiyi oluşturan şeyin düşünceler, hayalleri ise duygular olduğuna karar kılmıştım kendimle konuşurken.
Biz bahsi:
* Hayallerimin ve beklentilerimin birbirine bakarak yan yana gittiği aylarım ve de anlarım var, ama bu kadar yakınlaşmadılar bir süredir. Belki de aşırı hızlı olduğumdan. Sonucu hiç konuşmamak ve bin farklı şekliyle kurgulamak kaydıyla, akan zamanın içinde öylece durabilmeyi beceremiyorum. Kırılmamak için kurduğum o ağır mekanizmalar, eninde sonunda beni kendi çemberimin içine hapsediyor.
- Hayallerinin ve beklentilerinin birbirine bakarak yan yana gittiği ayların ve de anların var, ama bu kadar yakınlaşmadılar bir süredir. Belki de aşırı garantici olduğundan. Sonucu baştan tayin etme telaşıyla, akan zamanın içinde öylece durabilmeyi beceremiyorsun. Kırılmamak için kurduğun o ağır mekanizmalar, eninde sonunda seni kendi çemberinin içine hapsediyor.
* Sonra bir an geliyor, o çok savrulduğum hızımı bir kenara bırakıp, usulca senin yavaşlığına sığınıyorum. Bütün o zihinsel kurgularımı susturup, kendi rızamla o çok sesli sessizliğimize teslim oluyorum. Ağır mekanizmalarımı kapıda bırakışım, sana doğru atılmış en dürüst, en hesapsız ilmeğim oluyor. Çemberim, tam da sana çarptığı yerde kırılıyor.
- Sonra bir an geliyor, o çok güvendiğin temkinini bir kenara bırakıp, usulca benim savrukluğuma sığınıyorsun. Bütün o rasyonel hesaplarını susturup, kendi rızanla o çok sesli sessizliğimize teslim oluyorsun. Ağır mekanizmalarını kapıda bırakışın, bana doğru atılmış en dürüst, en hesapsız ilmeğin oluyor. Çemberin, tam da bana çarptığı yerde kırılıyor.
* Kırıkların arasından sızan o ilk aydınlıkta, yıllarca korumaya çalıştığım o mesafenin aslında en büyük yüküm olduğunu anlıyorum. Haklı çıkmanın, yara almamanın o soğuk kibrini yitirip, seninle yan yana o hesapsız acemiliğin ortasında savunmasız kalmayı seviyorum.
- Kırıkların arasından sızan o ilk aydınlıkta, yıllarca korumaya çalıştığın o mesafenin aslında en büyük yükün olduğunu anlıyorsun. Haklı çıkmanın, yara almamanın o soğuk kibrini yitirip, benimle yan yana o hesapsız acemiliğin ortasında savunmasız kalmayı seviyorsun.
* Dağılan o mekanizmaların tozunu yutarken, yorulmaktan değil, kendi güvenli alanımda sensiz dinlenmekten daha çok korktuğumu fark ediyorum. Dik durma telaşını bırakıp, seninle aynı ağırlığı omuzlamanın o köşesiz, o tekinsiz rahatlığına uzatıyorum ellerimi. Gazı açıyorum sevgilim, korkma, sarıl.
- Dağılan o mekanizmaların tozunu yutarken, yorulmaktan değil, kendi güvenli alanında bensiz dinlenmekten daha çok korktuğunu fark ediyorsun. Dik durma telaşını bırakıp, benimle aynı ağırlığı omuzlamanın o köşesiz, o tekinsiz rahatlığıyla sarıyorsun ellerini.
Enkaz bahsi:
İnsan kendi elleriyle kurduğu o ağır mekanizmaların altında kalmaktan hep korkuyor, haklısın. Oysa bir başkasının savunma hattına çarpıp o enkazın tozunu yutmakta garip bir ferahlık varmış. Parçalanmaktan ziyade, artık ardına saklanılacak, nöbeti tutulacak bir duvarın kalmamasının o hafifletici teslimiyeti. Kaybedecek bir şeyi kalmayanların o tehlikeli, o güzel cüreti. Cesaretin sevgilim, senin kadar güzel..
Mesafe bahsi:
Kendi içimdeki bu aksak yürüyüşle, senin o korunaklı sınırlarına yaklaşırken hissettiğim o tuhaf boşluk. Ne tam olarak bir adım atabilmek, ne de olduğun yerde durabilmek. İki farklı yorgunluğun, iki farklı savunma mekanizmasının birbirine teğet geçmeden hemen önceki tereddüdü. Aklın frene bas derken, elinin çoktan gaz kolunu çevirdiği o son yutkunma ve tüm vücudunu hızına ayak uydursun diye öne eğme anı, teslimiyet ve hesap sorma.
Şimdi bahsi:
Kaza yaptığımız o yerde, çarpılmak da bir kazanın eseridir çünkü, ne benim hızım kaldı geriye ne de senin temkinin. Bütün o ağır beklentiler tuzla buz oldu, altından sadece saf, eklentisiz bir hayal çıktı. Şimdi biz seninle yine kanayan ellerimize bakıp gülümsediğimiz o köşesiz masadayız. Yeni bir mekanizma kurmaya, sonrasını hesaplamaya halim de yok, niyetim de.
Ateş yanıyor. Çatırdıyor. Sadece izliyoruz.
Bu da bir hayal ve artık beklenti. İkisi bir arada, ikisi iç içe, ikisinin tuzu birbirine karışmış, ikisinin tadı birbirinde, ikisi de nefes nefese..
Sükut bahsi:
Başladığım o dilsiz yere, o “Nasıl anlatsam”lı, “Keşke”li yarım cümlelere dönmüyorum artık. Bütün o yorucu hesaplaşmalar, çemberin kırıldığı o milisaniyede anlamını yitirdi. Sen gördün. Ben durdum. Böyle anlattın başlangıcı. Dünyanın en anlaşılır, en gürültülü sessizliğini işte o enkazın ortasında getirdiğin bir bardak su ile karşılıklı yudumluyoruz şimdi. Başka bir kelimeye yer yok.
Sen bahsi:
Çünkü sen.. Bütün o sağ ayağıma vuran yorgunlukları, o aksayan adımları ve yarım bırakılmış cümleleri bir adımınla tam sayıya yuvarlayansın. Kırılan çemberimin dışında kalan, sağ şeritteki o değişmez mavilik. İyi ki..