28 Ağustos 2026

Emanet

Raf

Rafa kaldırılan her bavulun bir huyu var; emanetçi bilir. Kimi ağır, kalkarken belli eder; kimi hafif, hafifliğinden utanır; kiminin kilidi bozuk, kendini tutamaz. Ben huyu bilinenlerdenim. Huyu bilinenin işi kolay sanılır; değil. Huyu bilinen, değiştirilmeye en çok uğraşılan; belli olan şey, elini uzatana hedef gösterir çünkü. Kilidime çok el değdi sırf bu yüzden.

Bir kural koydum bu dükkana; kapının üstünde yazıyor. “Bavulu sahibine kimse anlatamaz.” İçini açan bilir, ağırlığını taşıyan bilir; dışından bakan sadece sanır, ağır sanır, eski sanır, bozuk sanır.. Sanrıdan hüküm kuranı dinlemedim hiç; bavulun içindekini bana sayanı da. (Sevmek başka iştir; sevdim diyebilen ve sevgisini taşıyabilen içeri buyursun.) İkinci kural da onun altında, daha küçük harflerle; “burada tamirat yapılmaz”. Düzelmek denen şey çoğu zaman bavulu boşaltmaktır; boşalan bavul hafifler, raf ölçüsüne oturur, herkese benzer. Herkese benzeyenin kaybolduğunda aranmayacağını ise herkes bilir. Eskirim; razıyım. Köşelerim yenir, rengim atar; olsun. Yeter ki içimdekiler dursun; eskimenin çaresi var, boşaltılmış olmanın yok.

Fiş

Emanet ile terk arasındaki bütün fark bir fiştir. Fiş alan, dönmeyi taahhüt etmiş oluyor; tarih yazmasa da olur, niyet yazıyor. Fişini cebine koyup giden herkes gitmiş sayılmaz galiba; yolu uzamış sayılır en çok, iyi niyetten. Terk başka; terk, fişi yırtmak. Yırtılan fişin bavulu raftan düşmez üstelik; raf, mezara döner. Bekleyen bavul rafı işgal eder; yalan. Bekleyen bavul rafı ayakta tutar; boş raf çöker, dükkan bilir.

Kimseyi kapıda tutmam; bu dükkanda kapıya bakan taraf hep açıktır. Kal demem; kal denerek kalınmış tek gece görmedim, kalınmışsa da sabahı ağır.. Gidebilirsin; gidenin arkasından sanrılar da üretmem. Tek ricam kayıttır; dönmeyeceksen söyle. Rafı boşaltayım diye değil; rafa adını vereyim diye. En ağır terk, habersiz olan çünkü; süresi belirsiz beklemek, beklemek değil, tutulmak, bir tür işgal. Bekleyen bilmek ister; umut bile bir tarih ister yaslanacak.

Mezat

Bir de şu kural var; benim koymadığım, bütün emanetçilerin duvarında asılı duran. Süresi dolan emanet satılır. En adil görüneni budur; en zalimi de. Satmak, birini beklemekten çıkarıp fiyata çevirmektir; hikayesini üçüncülere bozuk para etmektir. Bavulu açarsın, içindekileri tezgaha dizersin; kimi sırdır, kimi zaaftır, kimi gece söylenmiş bir cümledir. Alıcı çok olur; başkasının içi her pazarın en hızlı tükenen malı.

Bana sövebilirsin; sövmek yakın iştir, yüz ister. Taş da atabilirsin; taş atanın yüzünü görürüm, nereden geldiğini bilirim, belki eğilirim, belki eğilmem. Ama satış uzaktan yapılır; imza yeter, yüz gerekmez. Bana taş atanın gözüne bakarım; beni satanın ancak arkasından. Taşın izi geçer; satılmanın izi deftere işler. Onun için sıralama baştan belli bu dükkanda; söv, taşla, kır; ama tezgaha koyma. Kırılan bavul bavuldur hala; satılan bavul, maldır.

Kayıt

Dükkan benim dedim; raflar da benim. Adet gereği dönüp raflarıma bakıyorum. Kaç bavulu süresiz beklettim; kaçının fişini ben yırttım da yırtılmış buldum; kaçını, açıp tek parça göstermekle sattım saymadan. Bir de bu defter var elimde; her yazıda birinin bavulundan bir köşe. Kayıt defteri mi tutuyorum, mezat kataloğu mu; ikisi de deftere benzer, fark fiyat biçmekte.

Fiyat biçmiyorum; şimdilik. Özgürlük dedikleri belki de şu; huyu bilinen bir bavul olmak, fişi cebinde biri olduğunu bilmek ve satılmadan eskimek. Üçü bir arada zor; dükkan açık, raf bekliyor..

Yorumlar

Yükleniyor…

Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.