30 Ağustos 2026

Aynı

Hepimiz aynı gökyüzünün çocuklarıyız. Bunu yazarken balkondayım ve gökyüzü gerçekten aynı, dün nasıl duruyorsa öyle duruyor, ama ben bunu her akşam aynı sandalyeden söylediğim için cümlenin ne kadarının gökyüzüne, ne kadarının sandalyeye ait olduğunu artık bilmiyorum.

Alışkanlıklar adamıyım. İçeri girince koltuk takımında hep aynı yere oturuyorum ve orası çöküyor, minder şeklimi alıyor, kalktığımda bile izim orada kalıyor. Balkona çıkınca iki sandalyeden hep aynısını çekiyorum, ötekinin üstünde toz birikiyor ve o toz benim yerime itiraf ediyor, kaç gündür kimsenin oradan bakmadığını, manzaranın kaç gündür tek bir açıdan seyredildiğini. Gece yatağa girince hep aynı tarafa uzanıyorum, öbür yarı serin kalıyor ve ben o serinliğe alışmışım, ayağımı uzatıp o soğuğa dokunmak bile alışkanlıklarımdan biri oluyor. Mutfakta hep aynı tencereyi alıyorum elime, dolaptaki diğerleri duruyor, kimi hediye, kimi daha güzel, ama elim onları bilmiyor. 

Hep aynı, hep aynı. Sabah aynı bardak, işe aynı yol, aynı saatte aynı yorgunluk. Bunları sayarken bir rahatlık da var, sayabildiğim şeyler beni korkutmuyor, evin içinde nerede olduğumu bilmek gibi bir şey bu, karanlıkta bile elim düğmeyi buluyor.

Ama sonra kalkıp öbür sandalyeye bakıyorum ve toz orada duruyor. Toz sadece o sandalyenin üstünde değil aslında, bunu şimdi fark ediyorum. Koltuğu ben bugün seçmedim, yıllar önce bir gün oturdum ve o günden beri sadece oturmaya devam ediyorum, seçim çoktan yapılmış, ben her gün yalnızca onaylıyorum. Çukur benim bugünkü ağırlığımla oluşmuyor, eski ağırlıklarla oluşmuş, ben o çukura oturuyorum ve rahat ediyorum, çünkü bana göre yapılmış, ama bana göre derken hangi bana göre olduğunu sormuyorum. Yatağın öbür yarısını serin bırakmayı da bir zamanlar öğrenmişim, neden ve ne zaman hatırlamıyorum, bugün sadece sürdürüyorum. Tencere de öyle, elim onu biliyor, ama elim onu ne zaman öğrendi, hangi mutfakta, bunu da hatırlamıyorum. 

Yani ne kadar geçmişten aynıları taşıyorum diye soruyorum kendime ve cevap eşyada bitmiyor. Aynı cümleleri kuruyorum, aynı yerden kırılıyorum, insanlarla aynı mesafede duruyorum ve yeni biriyle tanışınca o da kendi yerine oturuyormuş gibi bakıyorum, o yerin tozunu silmeden. Sonra da neden o yere sığmadı diye şaşırıyorum.

Bu yüzden asıl soru taşımak değil galiba, yaşamak. Geçmişten bir şeyler taşımak yük olsa omuzda dururdu ve görürdüm, ama ben taşımıyorum, yaşıyorum. Bugün yaşadığımı sandığım günün ne kadarı bugüne ait, ne kadarı geçmişin kendini tekrar etmesi, bunu ayıramıyorum çünkü ikisi de aynı koltukta iz bırakıyor, aynı sandalyede oturuyor, aynı tencerede yemek yapıyor. Gün yeni geliyor, kendi ışığıyla, kendi havasıyla, belki bana söyleyecek başka bir şeyi var, ama ben onu içeri alıp dünün koltuğuna oturtuyorum ve o da oturuyor, günler itiraz etmiyor. O çukura girince artık bugün değil, dünün bir kopyası oluyor, ben de dünü yaşadığımı fark etmeden bugünü harcıyorum.

Bugünüme ne kadar haksızlık yapıyorum, şimdi bunu düşünüyorum. Bugünün hakkı bir kere bile olsa kendi zeminine oturmak, benim eski ağırlığımla değil kendi ağırlığıyla iz bırakmak. Ben ona bunu vermiyorum ve vermediğimi de fark etmiyorum, çünkü bugün rahat ediyor, ben de rahat ediyorum, haksızlık bu kadar sessiz olunca kimse şikayet etmiyor.

Semaya yeniden bakıyorum. Aynı diyorum ama aynı durmuyor aslında, bulut geçiyor, renk değişiyor, dünkü yıldız bu gece bir karış ötede. Sema aynı kalarak değişiyor, ben değişmeyerek aynı kalıyorum ve buna hala aynılık diyorum. Öbür sandalyenin tozunu silmiyorum bu gece, ama yarın oraya oturmayı düşünüyorum, bir kere, sonra belki bir kere daha. Üçüncüsünde tozun bu tarafa geçeceğini de biliyorum, alışkanlık böyle başlıyor çünkü, ben fark etmeden.

Ev bitiyor ama aynılık bitmiyor. Sokakta aynı kaldırımı seçiyorum, aynı köşede aynı düşünce geliyor aklıma ve ben onu her seferinde ilk kez düşünüyormuş gibi karşılıyorum. Aynaya bakınca da aynı yüz, aynı bakış. Yüzümü de bir alışkanlık gibi taşıyorum.. Sabah yüzüme bakmam gerekmiyor, nerede ne olduğunu biliyorum. En eski alışkanlığım kendim galiba, evdeki hiçbir eşyaya kendime alıştığım kadar alışmadım.

Yorumlar

Yükleniyor…

Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.