9 Eylül 2026

Kat

(Bu yazı bir merdivende yazılmıştır; ne aşağıda ne yukarıda. (Merdiven de bir yerdir sevgilim, kimse orada oturmuyor diye yerden sayılmıyor.)

I. Aşağı

Buranın evleri kayadan sevgilim, gördün; kaya yukarı doğru oyulmuş, ev aşağı doğru dolmuş. Bir odanın tavanı bir başka odanın tabanı.. Bugün kaç kattan geçtiğimizi saymaya çalıştım, beceremedim; taşın içinde kat, katın içinde kat.

Aşağının kalabalığı sabah süslenir. Yan yana odalarda kıyafetler çıkarılır, bir yan odada başka biri geceye hazırlanır; bir duvarın iki yüzünde iki ayrı saat işler. Aşağısı insanın dışıdır sevgilim, gündüzün katı. Orada herkes giyinik; herkesin bir vitrini, bir ütüsü, bir ışığı var, ödünç bir ışığı.. Aynadan, sokak lambasından, birbirimizin bakışından alınma. Aşağıda kimse kendi ışığıyla durmuyor, herkes yansıtıyor. 

Sonra bir saat geçiyor, geçmek de yanlış kelime, o saat geçmiyor, biriyor ve aşağının kalabalığı çekiliyor. Kimse kovmuyor onları, kendileri gidiyor; dışarısı bir yere kadar. Kıyafetler askıya, yüzler çekmeceye, kelimeler ceplere.. Sokak boşalıyor, ev kalıyor, yuva oluyor.

II. Yukarı

İşte o zaman üstün kalabalığı çıkıyor. Ateş böceği gibi. Kayanın yukarısındaki oyuklarda tek tek, sırasız, kimseye haber vermeden.. Üstelik ısıtmadan, sadece yeri belli ederek. “Buradayım.” O kadar. Yukarısı insanın içi işte; gece çıkan, aşağısı kapanmadan çıkmayan..

Buraya kadar dünyayla ters düşüyorum, farkındayım. Herkes içe derin diyor, dip diyor, kuyu diyor, kazmak gerek diyor; ben sana içi yukarıda gösteriyorum. Çünkü insanın içine inilmiyor sevgilim, çıkılıyor. Yorucu bir iş; nefes nefese, basamak basamak, çoğu zaman da yarıda bırakıp dönüyor insan. Kuyuya bakan tepeden bakar, yukarıya bakan başını kaldırır. Ben sana başımı kaldırarak bakmak istiyorum. Yukarısı, ne hikmetse, hep senin adınla anılıyor. Gökyüzü..

III. Merdiven

İki katı birbirine bağlayan şeyin bir güzelliği var bana kalırsa; iki kata da ait değil. Basamakta durmak yasak sayılır – bazı yasaklar sadece halin mevcudiyeti sonucu oluşan imkansızlıklardır, gelememek, gidememek, görememek gibi - , herkes ya iner ya çıkar.. Biz durduk. İkimiz de dışımızı aşağıda bıraktık - benim ütüm, senin çekmecen, ikimizin de kabuğu - ve yukarıya kadar çıkmadık, bilerek. Çünkü yukarıya bir kişi çıkabiliyor sevgilim, kapı öyle dar. Ateş böceği tek yanar; iki ateş böceği yan yana yanar ama aynı ışık olmaz.. Merdiven ise iki kişilik. Sen bir basamak yukarıda, ben bir basamak aşağıda; ya da tersi, sabahtan sabaha değişiyor.

Uyumlanmak dediğim de buydu galiba, katları eşitlemek değil, aynı merdivende durabilmek..

IV. Gece yarısı

Bu gece bir şey oldu sevgilim, doğum günüm başladı. Takvimin söylediği bu; gün gece yarısı başlar. Sabahla değil, güneşle değil, aşağının kalabalığı süslenirken değil.. Gün, aşağı çekilince başlıyor; yukarının saatinde. Düşünsene, bütün doğum günlerim önce içimde başlamış, ben hep dışarıda kutlamışım.

Bu sefer öyle olmadı ama. Bu sefer doğumumun gününde biri var yanımda, basamakta. Aşağıdakiler gitmiş, yukarıdakiler yeni çıkıyor; sen beni tam o saatte görüyorsun; dışım askıda, içim henüz yanmamış.. Bir insanı en çıplak halinde görmek demek bu; kıyafeti çıkmış, ışığı daha yanmamış. Ve sen ne aşağının yüzünü istedin ne yukarının ışığını; aradaki adamı istedin. Buraya bunu kutlamaya gelmiştik, biliyorum; ama kutlanan gün değilmiş, saatmiş, saatler de sana, sen de bana.

Güneş aşağıdan doğar sevgilim, ufkun altından; bunu herkes bilir. İnsan yukarıdan doğar; ben bu gece öğrendim. Kaç yaşına girdiğim aşağının hesabı. Ben yukarıda saydım; bir. Toparlıyorum, ateş böcekleri sönmeden. Dışım askıda, içim sende, merdiven ikimizde.. Bir tek bu gece benim, onu da sana veriyorum. Ateş böceği ısıtmıyor demiştim; mum ısıtıyor. Onu sen üfle.

Yorumlar

Yükleniyor…

Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.