İki Cisim
Formül yok, sadece yörünge var demiştim ya sevgilim, eksik söylemişim. Yörünge dediğin de kendi başına bir şey değil, iki cismin, birbirine düşmemek için birbirinin etrafında dönmeyi seçmesinin adı. Düşmek ile dönmek arasındaki bütün fark, bir tutam hız. Aynı çekim, aynı kütleler; biri çarpışmayla biter, öteki dansla sürer.
Üç cismin denklemi çözümsüzdü, biliyorum, kâğıda dökülmüyordu. Ama fiziğin sakladığı bir teselli var: çekim, mesafenin karesiyle azalır. Geçmiş - o suskun kara delik - yerinden kıpırdamaz; kütlesi değişmez ama hükmü değişir. Ondan uzaklaştığımız her gün sesi biraz daha kısılır, çekişi biraz daha incelir. Ve üç cisim, kimseye haber vermeden, usul usul ikiye sadeleşir. İki cismin ise - Kepler’den beri - kapalı bir çözümü var. Zihnimden uçuşan ve sonra da süzülüp kağıda konan kelimelerle anlatmak istediğim şu: bizim bir formülümüz olabilir.
Yalnız dikkat et, formül ne senin benim etrafımda dönmeni söylüyor, ne benim senin etrafında. İki cisim, ikisinin de dışında, tam aralarındaki görünmez bir noktanın - ortak ağırlık merkezinin - etrafında döner. Kimse merkez değil. Merkez, aramızdaki o boşlukta; ikimizin de eğilip baş koyduğu, ikimize de eşit uzaklıktaki nokta.. Galiba bundan sonraki arayışımız da bu nokta olacak, bulmayı umduğum.
Bir de şu var, aradaki mesafeyi eşit oranda azaltmak, her cismin harcı değil. Kütlesi büyük olan yerinden oynamaz, bütün yolu küçüğe koşturur; biri güneş olur, öteki onun etrafında yana yana tükenen bir uydu. Eşit yaklaşmak, ancak eş kütlelerin işi. Ve birbirinin etrafında dönen iki eş cisim, döndükçe uzayın dokusuna dalgalar bırakır; o dalgalarla, her turda, fark ettirmeden birbirlerine bir nefes daha sokulurlar. Sarmal hep içe doğrudur, acelesi yoktur. Sevmek dediğin belki de bu sarmal, birbirinin etrafında dönerken, aradaki mesafeyi iki cismin de aynı anda eksiltmesi, kendinden habersiz, birbirine bakarak.
Buna bir ad arıyordum. Arıyordum ama elim varmıyordu, ad koymak cesaret ister çünkü. Adı olmayan şey kendi hâlinde salınır, kimseye hesap vermez; ad konduğu an tutulur, tartılır, yanlış anlaşılmaya açılır. Üstelik ad koymak biraz da var etmektir - gökyüzünde nice cisim, adı konana kadar yok sayılmış; hesabı tutulmuş da adı esirgenmiş.. Düşene kadar dönmektense, adıyla dönmeyi seçtim.. Sözlük imdadıma yetişti:
yâr, isim, Farsça: sevgili, dost.
yar, isim, Türkçe: uçurum, dik kıyı.
var, isim: mevcut olan.
Bir harf. Birini kendine yar etmek ile onu var etmek arasında hepi topu bir harf var ve ben hala karar veremedim, bunlar zıt mı, eş mi? Yar etmek, var etmenin karşısında mı duruyor, yanında mı? Sonra baktım, yaratmakın içinde de yâr saklı; var etmenin en eski, en unutulmuş hali belki de yar etmek. Ama sözlüğün öteki maddesi de boşuna orada durmuyor, her yâr, biraz da uçurum. Kıyısında durduğun, aşağısını göremediğin, yine de her sabah bir adım daha yaklaştığın.. Ve yarı: birini kendine yar etmek, onu ikiye bölmek değil; kendinden bir yarı koparıp, o boşluğa, o ortak merkeze bırakmak. Yara buradan açılıyorsa, yarın da buradan doğuyor. Kafam karışık sevgilim, yüzünü görmeliyim..
Zıt mı, eş mi diye sormuştum ya. Cevap sanırım “eş”, ama sözlükteki anlamıyla değil, gökyüzündeki anlamıyla: eş kütle, eş mesafe, eş sarmal.
Seyircileri unutmadım. Hayat, yanlış anlamak için sırada bekliyor sevgilim; teleskoplar kurulmuş, herkes elindeki eksik veriyle yörüngemizi hesaplıyor, kimi çarpışma bekliyor, kimi kopuş. Vaktiyle doğruyu anlatmayı dert edinirdim; her sapmayı açıklamak, her dönüşü savunmak.. Artık bir bildiğim var, gökcisimlerinin açıklama borcu yok. Yörünge kendini anlatır; anlamak isteyene her gece, aynı sabırla, yeniden çizilir. Yanlış anlamak isteyene ise hiçbir formül yetmez - çözümsüzlük denklemde değil, bakan gözde çünkü.
Asıl hüner başka yerde zaten. Vaktiyle bir gezegeni, daha kimse görmeden, sırf komşusunun yörüngesindeki küçücük bir yalpalamadan hesaplamışlar; gökyüzüne bakıp “orada, görmediğimiz bir ağırlık var” demişler ve teleskop çevrildiğinde gezegen oradaymış. Anlatmadan anlamak buymuş meğer: ben de seni böyle okuyorum bazen sevgilim - anlatmadığın günlerde, kendi yörüngemdeki sapmadan. Sen hiçbir şey söylemesen de ben hissediyorum; rotamdaki o incecik eğrilme, senin bana anlattığın en uzun cümle.
Formül yok demiştim, düzeltiyorum. Üç cisimken yoktu; ikiye indik, bulundu. Formül şu: eşit adımlarla, ortak bir merkeze doğru, anlatmadan da anlaşılarak.. Var ol. Yâr ol. İkisi bir harf, ikisi aynı yörünge..
Yükleniyor…