21 Eylül 2026

İnanmak Üzerine - Bir Ara Yazı Denemesi

I. Kaburga

İnancın bir korkaklığı var. Doğuştan gelmiyor, sonradan kazanılıyor (!). Tecrübeyle geliyor, bir diğer deyişle inanılanın ihanetiyle.

İnandığın bir şey seni ilk kez yüzüstü bıraktığında, bedenin bunu aklından önce öğrenir. Kaburgan zayıflar. Göğsünü sonuna kadar açan o güçlü nefes kaybolur. Artık derin nefes almazsın, çünkü derin nefes, içeriye bir şey almaya razı olmaktır. Kalp ritmi düzenli hale gelir. Ne fazla hızlanır ne fazla yavaşlar. Beklenmedik bir şey olmayacağını bilen biri gibi atar. Ruh artık beklemez.

Bütün bunlar hayatı yaşanabilir kılar. Bunu inkar etmiyorum. Düzenli kalp uzun yaşar, zayıf kaburga daha az kırılır, sığ nefes daha az yanar. Ama bütün bunlar mücadele gücünü törpüler. Keskin olan köreltilir. Kesmez olur, ama kesilmez de.

İhanete uğrayan inanç ölmez. Temkinli olur. Temkinli inanç ise adı dışında inançtan hiçbir şey taşımaz.

II. Çapa

Rodin’in heykeli oturur. Çenesini eline dayamış, sırtını eğmiştir. Ne düşündüğünü bilmeyiz, ama bir şeyi kesin biliriz; kalkmayacaktır. Düşünce onu olduğu yere bağlamıştır.

Sebepler de böyle çalışır.

Bir şeye sebepleri üzerinden ulaştığımızda, ulaştığımız sonuç yalnız kalmaz. Hep geldiği yolu yanında taşır. “Şuna inanıyorum, çünkü…” dediğimiz her an, cümlenin ikinci yarısı birinci yarısını tutar. Sonuç sebebine bağlıdır. Sebep bir yere çakılıdır. Biz de o ikisinin arasında gerili bir halat gibi kalırız.

Buna güvence deriz, bir çapa. Çapa gemiyi fırtınadan korur ama gemiyi gemi yapan şeyden, yani gitmekten de alıkoyar. Sebepleri olan inanç yerinde durur. Yerinde duran şey ise yeni bir şey öğrenemez. Öğrenmek bir yerden bir yere gitmektir.

İhanete uğradığımızda da en çok sebeplerimiz acır. Yanıldığımız şey inandığımız şey değildir, ona neden inandığımızdır. Bir dahaki sefere daha sağlam sebepler ararız, daha ağır bir çapa. Temkin böyle büyür.

III. Unutmak

İnanmak nasıl geri kazanılacak?

Bildiğinin sebebini unutmanın, hala öğrenebiliyor olmanın tek yolu olduğunu kabul edince. Sebeplerden kurtulunca. Sebepleri terk edince. Ancak o zaman.

Bu cahillik değil. Bilmemeyi değil, bilineni tutan eli gevşetmeyi öneriyorum. Çünkü bu gece sırf bu yüzden uykusuzum. 

Çocuk bir şeyi neden bildiğini hatırlamaz, sadece bilir. Bu yüzden ertesi gün aynı şeyi başka türlü bilmeye de hazırdır. Yetişkin ise her bildiğinin saikini saklar. Saiki olan şey reddedilemez, değiştirilemez. Sadece korunur.

Sebebini unuttuğum bir inanç beni bir yere bağlamaz. Hafiftir. İhanete uğrasa bile kaybettiğim şey bir iddia olmaz, bir yön olur. Yön ise yeniden bulunabilir.

Sebepleri terk etmek inancı savunmasız bırakır, evet. Ama inanç zaten savunulduğu an bitmiştir. Savunulan şey artık bir kale olur, inanç değil.

IV. Güneşin Susuzluğu

Güneş susuzdur. Denizleri içer, gölleri içer, sabahın çiyini içer. Ama hiçbirini saklamaz. İçtiğini yakar, yaktığını buhar eder, sonra yeniden susar. Hiçbir zaman kanmaz, çünkü kanmak için içtiğini tutması gerekirdi. Tuttuğu an güneş olmaktan çıkardı.

Ruhumun inanma isteği de böyle. Yalanlara dahi. Bir inancı biriktirip üzerine oturduğumda, sebepleriyle birlikte bir kuyuya kapattığımda, o istek söner. Kalbim düzenli atar, kaburgam korunur, yaşam yaşanabilir olur. Ama susamam artık.

Oysa ben susamak istiyorum.

Güneşin susuzluğu gibi olan ruhumun inanma isteğini ancak bu şekilde sürdürebilirim; içtiğimi saklamadan, neden içtiğimi hatırlamadan, her sabah yeniden.

Heykel oturmaya devam etsin. Ben kalkıyorum.

Yorumlar

Yükleniyor…

Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.