Münfail
Gece sözlük karıştırıyorum. (Herkesin bir kötü alışkanlığı var, benimki kelime.) En kalabalık mahallelerden biri “in” ile başlayanlarınki; sayfalarca sürüyor, hepsi Arapçadan, hepsi ağırbaşlı, hepsi biraz yorgun. Sonra bir dipnota takılıyorum ve gece değişiyor: Arapçanın bir kalıbı varmış, infial babı. Bu kalıptan türeyen kelimeler, öznenin yaptığı işleri değil, öznenin başına gelen şeyleri anlatıyor. Yapmak değil, uğramak. Etmek değil, edilmek. Kapılmak, dönüşmek, açılmak, kırılmak..
Durdum. Çünkü sevmenin bütün kelime hazinesi bu babdan çıkıyor biraz üzerine düşününce. Kimse sevmeyi yapmıyor; sevmeye uğranıyor. Bu lugat o gece tutuldu. Alfabetik değil, kronolojik..
İnfilak — güçlü patlama. Her şeyin başı. Bir masa, bir fular, bir anason bulutu ve zamanın sıfır noktası. Evrenbilimciler haklı: önce büyük bir patlama oluyor, sonra geri kalanlar - zaman dahil - o patlamadan doğuyor. Takvimim halen o geceye göre işliyor: öncesi, sonrası.. Biliyorsun.
İnfişar — yayılma, dağılma. Patlamanın ertesi. Bir koku önce bir fulara, sonra bir odaya, sonra bir şehre yayılıyor. Ankara’nın bunca sokağı varken hepsinin aynı yöne çıkması başka nasıl açıklanır? Yayılan şey geri toplanamıyor, fizik böyle diyor, termodinamik yasaları, eşitlik, adalet, biraz da hukuk..
İntiba — izlenim, bırakılan etki. İlk intiba yanıltır, temkin şart. Benim ilk intibam tek kelimeydi: çember. Aradan geçen bunca zamanın tek yaptığı, o kelimenin altını çizmek oldu. Zemin hazırlamak yani, durabilsin diye, düşmeden.. Demek ki yanılmıyormuş insan; acele ettiği için yanılıyormuş, baktığı için değil..
İntikal — geçme, aktarılma. En çok tapu kayıtlarında rastlıyorum bu kelimeye: bir taşınmazın mirasçılara geçmesi. Herkesin sırtında böyle bir tereke var oysa - eski evlerden kalan alışkanlıklar, yarım cümleler, kapanmamış hesaplar.. İkimiz de intikalli geldik o masaya. Tapu temiz olmasın, dolu olsun; boş arsaya ev kurulur da yuva kurulmaz..
İntisap — bağlanma, girme. Eskiler bir kapıya intisap ederlermiş; bir ustaya, bir ocağa. Töreni de olurmuş: el alınır, ikrar verilir. Bizim tören daha mütevazıydı - bir kol, bir ip, titreyen eller. Ama ikrar ikrardır; acemisi makbul..
İnhisar — tekel, bir kişiye ait olma. Sevginin en çok yanlış çekimlenen fiili. Gökyüzü tekele gelmez; gelmemeli. Bu maddede tanım daraltılmıştır: kimse kimsenin mülkü değil, herkes birbirinin misafiri - kapısı açık, çayı demli bir misafirlik..
İntizam — düzen, tertip. Masanın bir yanında intizam oturuyor: hesaplı, ölçülü, yatırımdan anlayan. Öbür yanında savrukluk: disleksik duygular, uçuşan kelimeler. İkisinin aynı masada oturabilmesi lugatların değil, musıkinin konusu - iki ayrı ses, birbirini bozmadan.. (bkz. akort, bir miktar yazı öncesi yazılar)
İnkıta — kesintiye uğrama. Aradaki yol, araya giren günler, pazartesiden salıya kurulan köprüler. Kesinti hattı koparmıyor ama; telgrafçılar bilir, hat susunca da bir şey iletilir: beklendiği. En veciz mesajlar inkıta anlarında yazılıyor..
İnkisar — kırılma; gücenme, ilenme. İlk anlamı baş tacı: kırılmak serbest, çatlak makbul, kenarı kırık bardaktan içiyoruz zaten. İkinci anlamı ise - ilenmek, beddua - bu lugattan çıkarılmıştır. Bazı anlamlar tanımlanarak değil, tanımsız bırakılarak yenilir..
(Bu sayfada beş madde daha vardı. İntikam, inkar ve üç karanlık kardeşleri.. Üzerlerini kararttım, tanımlarını yazmıyorum. Sözlükçülüğün de bir vicdanı olmalı: her kelime yaşatılmaz. Boş kalan satırlar, bu lugatın en emek verilmiş yerleri sayılsın..)
İnfaz — bir hükmün yerine getirilmesi. Mesleğimin kelimesi, soğuktur, sevmem. Ama bir istisnası var: verilmiş sözün infazı. “Soracağım” dedimse sorarım, “buradayım” dedimse dururum. Temyiz yolu kapalı..
İntihal — başkasının eserini kendine mal etme. İtiraf maddesi. Bu seride ne yazdıysam intihal: cümlelerin asıl müellifi, karşımda oturup çayını içen. Ben sadece katibim; mahlas benim, eser değil..
İnkişaf — gelişme, açılma. Fotoğraf banyosuna da inkişaf deniyormuş: karanlık odada, kırmızı ışık altında, boş kağıtta bir yüzün yavaş yavaş belirmesi.. Tarifin de böylesi. Karanlık oda bizde mevcuttu; kırmızı da, sabır da. Kağıtta beliren yüze her gün yeniden şaşırmak - inkişafın gündelik hali..
İnkılap — köklü değişim, devrim. Devrimler gürültülü olur sanılır; bayrak, meydan, marş.. Oysa asıl köklü olanlar sessiz geliyor: bir masanın köşelerinden vazgeçmesi, bir kapının açık bırakılması, bir adamın sözlükte kendine yeni bir bab bulması. Rejim değişti; eski anayasa yürürlükten kalktı, yenisi tek maddelik..
İntihap — seçim, seçme. Ve son madde, lugatın kilidi. Modern kelimesi “seçim” bunu karşılamıyor; seçim bir kere yapılıp sandığa atılıyor çünkü. İntihap eski usul: her sabah yenilenen, her sabah aynı sonucu veren bir sayım. Uğramakla başlamıştı her şey, bak nereye vardı - münfail olan, kendi rızasıyla fail oluyor sonunda. Başa gelen, baş tacı ediliyor..
Sözlüğü kapatıyorum. Sabah oluyor.
İyi ki..
Yükleniyor…