Ankara, gündüz Ankara, gece
24 Temmuz 2026

rücu


(Taslak — gereken bölümü sil. Silmek bu yazıda serbest, belki şart. Her bölüm kendi nesnesini geri alır, başlığı o nesnedir. Yazı sondan başa akar: açılışı bir bitiş, bitişi bir başlangıçtır. Bölümlere istasyon diyecektim, vazgeçtim; çok türk sanat müziği bir kelime..)

Bu yazı öncesi kafa karışıklığı bir manifestodur. Sarılınmak zihni karıştırır, tereddüt bazen güzeldir, yorgunluk sinir bozar, en çok karşıdakine. Anlatmak hatırlatır, hatırlanan zamandan bağımsızdır, bağımsız olan özgür olmak zorunda değildir her zaman; özgür olan, dönmekte de özgürdür. Rücu, buradan..

İyi ki..

(Hayır, yanlış yerden başlamadım; doğru yerden başladım, yönü söylemedim sadece. Bu yazı geriye akacak. Neden mi, sonda söyleyeceğim - söz, sonda; her şey gibi bu yazıda..)

Şimdi

Bu sabah masada iki fincan var, biri boş, biri yarım. Takvim yirmi dördünü gösteriyor, temmuzun. Ben buradan, bu en yeni günden geriye yürüyeceğim şimdi; sen ışıkları söndürme, kapıyı da kapatma - kapılar bu yazıda hep açık kalacak, birazdan anlarsın.. Gizemli olmak gibi bir derdim yok, kendimi deniyorum bir elbise gibi, büyümüşümdür biraz da olsa, küçük gelirse giydiklerim, üzerimden çıkarır ihtiyacı olana veririm.

Kapı

Önce kapı geri kapanıyor. O kapı; provasız, süzgeçsiz, uyku sersemi aralanan.. Pergelin sabit ayağı, geldiği adımların aynısıyla, geri geri kendi çemberinin ortasına dönüyor; uyku, bıraktığı yerden devam ediyor. 

Tanışma, kendini tanıtmadan önceki haline çekiliyor; bir plan, bir erteleme, bir “doğru zaman” hesabı.. Takvim yeniden pürüzsüz. Ben o kapının önünde bir saniye duruyorum ama - geri sararken bile - elim kola gitmiyor. Bazı kapılar kapalıyken de açıktır; bunu o gün öğrenmiştim, bunu o günden önce de biliyormuşum..

Ad

Şimdi adın geri dönüyor; ağzımdan nüfus kağıdına, çağrıdan kimliğe. Yazmıştım ad birinin ağzında ilk kez eve döner diye; evinden çıkıyor işte, yeniden yalnızca üzerinde taşıdığın bir şey oluyor. “Buradayım”lar tek tek geri alınıyor; cevaplar sorularına, sorular sessizliğe.. Her şey çekilirken ses en son çekiliyor. Sevmek bir sesle başladıysa, geri sarımda en geç kaybolacak olan da o; kural değil bu, adalet. Ve adının son hecesi ağzıma geri girerken bir an duruyorum; adsız da tanırdım seni. Yine de iyi ki adın var; geri sararken avucumda tutabildiğim son şey..

Su

Sonra yağmur göğe geri yağıyor. Damlalar camdan havaya, havadan buluta; su sesi odadan çekiliyor, iki şehir ötedeki musluk kapanıyor, ışık sönüyor. Hediye, kutusuna değil - kutusu yoktu ki - niyetine geri dönüyor; sen beni düşünmeden hemen önceki ana. O anı görebilmek için sarıyorum aslında geriye; hediyenin kendisini değil, verilmeden önceki halini; bir aklın, gecenin bir vakti, sebepsiz, bana kıvrılışını..

Lugat

Sözlük gecesi, mürekkep geri çekiliyor. Maddeler tek tek kapanıyor; intihap, inkılap, inkişaf.. Fotoğraf banyodan çıkmıyor bu sefer, kağıttaki yüz usulca siliniyor, karanlık oda aydınlanıyor - inkişafın da bir tersi varmış, adı yokmuş sadece. Karartılmış o beş madde var ya, onlar kararmış kalıyor; geriye sararken bile açmıyorum üzerlerini. Demek ki bazı hayatlar tersinmiyor sevgilim; iyi ki tersinmiyor..

Bardak

Masadaki bardağın çatlağı kapanıyor şimdi, incecik, bir fermuar gibi. Kenarı düzeliyor, hikâyesi siliniyor. Ve bak, ilk defa burada duruyor elim; çatlaksız bardak daha mı güzel? Değil. Vitrinden yeni çıkmış gibi, cilalı, yavan.. Geri sarmanın bana öğreteceği şeylerden biri bu olurdu; bazı şeyleri geri almak, onları onarmıyor; fakirleştiriyor. Çatlağı geri koyuyorum yerine - bu yazının kurallarına aykırı, biliyorum; kural benim, istisnası da ben’im..

Mektup

Postası yıllar süren o mektup, yoldan geri dönüyor. Zarfın ağzı açılıyor, satırlar kalemin ucuna geri emiliyor, kağıt beyaza dönüyor. Ama tuhaf bir şey oluyor: yazı silindi, söz durdu. Nöbet, mürekkepten önce de tutuluyormuş; kanatlar, yazılmadan da geriliymiş. Demek mektup, olanı bildirmiyormuş; olanı sadece bekletiyormuş, boyu harflere yetişene kadar..

Kelimeler

Kelime oyunu, elli beş kelime, tek tek geri yutuluyor; gökyüzü önce gidiyor - son söylenen, ilk geri alınandır - sonra masumiyet, sonra tan’ıyla şey’i yeniden birleşiyor karanlık kelimenin.. Lilith bahçesine, el freskine, köpük bardağa dönüyor. En sona iki kelime kalıyor: senin “ben”in ve benim “ben”im. İkisini geri alınca ortada “biz” kalmıyor; kalıyormuş. Biz, kelimelerden önce de varmışız; oyun bizi kurmamış, bulmuş..

Yörünge

Gökyüzünde sarmal dışa açılıyor şimdi. İki cisim, her turda birbirinden bir nefes uzaklaşıyor; ortak merkez inceliyor, üç cisim geri geliyor, o suskun kütle yeniden ağırlaşıyor masanın karşısında. Formül elimden geri alınıyor; iki cisimden üçe çıkınca çözüm siliniyor, Poincaré haklı çıkıyor yeniden. Ama dikkat et, geri sararken de dönmeye devam ediyor gökyüzü; çözümsüzlük, o zaman da hareketsizlik değil. Denklemi kaybediyorum, yörüngeyi hayır..

Deniz

Deniz kıyısındayız yine, ama tersinden: sudan çıkmıyoruz, suya gömülmüyoruz; su bizden çekiliyor. Tuz tenimizden denize dönüyor, antik tiyatronun basamaklarını geri iniyoruz - yok, geri çıkıyoruz; ters yazıda inmekle çıkmak da yer değiştiriyor, kusura bakma. Kadehler geri doluyor, yirmi birinci kutlamadan yirminciye, on dokuzuncuya.. Kitabın sayfasındaki o el, çizgi çizgi kalkıyor kağıttan; kaya, “artık kayanın ta kendisidir” cümlesinden çözülüp yeniden sadece kaya oluyor. Sisifos umurumda değil; ben geriye sayarken bile kutlamaya devam ediyorum, on üç kutlama alacaklısın..

Leke

Gece yarısına, o beyaz kağıda geldik. Sonsuzluk lekesi kağıttan kalkıyor; renk fırçaya, fırçadan suya, sudan kuruluğa dönüyor. Kurşun kalemle çizilmiş o incecik çember de siliniyor en son - çember hep en son silinir, en önce çizildiği için. Kağıt yine bembeyaz, yine o korkutucu heplik. Ve sen fırçayı yine havada tutuyorsun, “bunun bir önemi var mı” sorusunun bir milim üstünde.. Geri sarmanın en zor yeri burasıymış: cevabı bilirken soruya dönmek..

Fırın

Bir mutfaktayız şimdi, haziran ayının yirmi bir gün gerisinde. Koku odadan çekiliyor önce; poğaçalar tepsiden hamura, hamur una, dereotu demete dönüyor, bir çiftçi alacak birazdan tohumu eline, öncesinde bir yağmur yağacak, arasında da toprağa saldıracak çiftçiler demirden aletlerle. Fırın soğuyor, az kalsın yanacaklar geri kurtuluyor - bak, geri sarmanın bir iyiliği de varmış. Kapı, beni ilk kez içeri alışını geri alıyor; ben eşikten geri çıkıyorum, davet cümlesi ağzına geri dönüyor. Ama koku, tuhaftır, tam çekilmiyor. Bazı kokular zamandan bağımsız çalışıyor; dereotu bende artık bir tarih..

Işık

Mekanlar geri sarılıyor: karelerce fotoğraf, tek tek karanlığa iniyor. Deklanşör sesleri geri geliyor - şık, şık, şık - her seste bir bakışın geri alınışı. Müzedeki o çubuklar sökülüyor, çi börek hamura, hamur öğleye, öğle sabaha.. Devletin ciddiyetinin kalmadığı salonuna geri giriyorum en son; statü bildirir kıyafetler omzuma geri biniyor. Gün, resmi haline dönüyor. Meğer o gün iki gün varmış iç içe: biri tutanaklara geçen, biri karelerde saklanan. Geri sararken sadece ikincisi direniyor..

Şişe

Yine Haziran öncesi bir Mayıs gecesi. Şarap, bardaklardan şişeye geri doluyor; mantar, boynuna geri oturuyor. Serin hava şehirden çekiliyor, örtü katlanıyor, kalkıyor üzerimizden. Ve o an - o mucizevi an - kendini geri alıyor. Burada yavaşlatıyorum bandı, kare kare: iki yüzün birbirinden uzaklaşması, bir nefesin geri alınması, bir cesaretin toplanıp sahibine iadesi.. İleri sararken bir saniyeydi; geri sararken bitmiyor. Demek ki zaman, yönüne göre değil, yüküne göre akıyor..

Beyaz

Hazirana en uzak Mayıs gecesine indik. Rakının beyazı çözülüyor; su sudan, anason anasondan ayrılıyor, bulut duruluyor, kadeh berraklaşıyor. Kimya buna izin vermez - karışan ayrışmaz, yayılan toplanmaz. Az sabret, oraya geliyorum.. İp, bileğinden çözülüyor şimdi; ilmek, atılmadan önceki düz haline dönüyor, ellerimin titremesi geri diniyor. Zaafımı anlatan cümleler tek tek ağzıma geri giriyor; o gece masaya konan her şey kendi kutusuna.. Rakı teklifi geri alınıyor - teklif sendendi, iade sana - ve masa, üzerindeki her şey kalkınca, bir sözleşme maddesine dönüyor: sadece kahve..

İtiraf

Şimdi söyleyeceğim, söz vermiştim. Düzeltmesiz düzeltme; yayılan şey geri toplanıyor - kâğıt üzerinde. Evren tek makine tanıyor entropiye karşı, adı yazı. Zamanı geriye ancak burada akıtabiliyoruz; kimya beceremiyor, fizik yasak diyor, katip yazıyor..

Yine de asıl itiraf bu değil. Asıl itiraf: bunca istasyonu geri sardım, her birinde bir saniye durdum ve hiçbirinde “buradan farklı git” diyemedim. Geri sarmak, insana ikinci bir şans verir sanıyordum; meğer ikinci bir imza fırsatı veriyormuş. Her karede aynı yere, aynı acemilikle adım attım. Rücu ettim ve rücu ettiğim her noktada aynı hükmü kurdum..

Kahve

İki fincan kahve, fincanlardan cezveye geri doluyor. Telve toparlanıyor, köpük sönüyor, su soğuyor, ateş kapanıyor. Masada artık hiçbir şey yok; ne ip, ne fular, ne anason. Karşımda, beni henüz tanımayan bir kadın oturuyor ve karşısında, seni henüz tanımayan bir adam. Ona bakıyorum sevgilim - adama diyorum - bir şey söylemek istiyorum; acele et demek istiyorum, korkma demek istiyorum, o ip var ya cebinde.. Söylemiyorum. Söylersem merhaba değişir; merhaba değişirse yol değişir..

Merhabadan Önce

Ve geldik. Her hangi bir gün, geceden önce, bir kapı - yine bir kapı, demiştim sana, kapılar hep açık kalacak. Sen içeride bir yerdesin, ben başka bir kapının ardında, belki ayakta belki yerde, bir yerdeyim. Aramızda bir nefeslik zaman var; dünyanın en kısa mesafesi, en uzun bekleyişi, dünyanın en uzun mesafesi, en kısa bekleyişi.. 

Yazı burada bitiyor sevgilim, çünkü bundan öncesi yok; takvim o günden başlıyor, biliyorsun: öncesi, sonrası..

Nefesi alıyorum. Kapı açılıyor. Ve tam

Yorumlar

Yükleniyor…

Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.