Makam
I. Beyan
Kelimeler önce çıplak dursun. Tahlil sonra gelir; tahlil sabırlıdır, kelimeler değil.
Bir anne, dört gün uzakta kaldıktan sonra yola çıktı. Vardığı yerde bir kapı vardı, kapının ardında da bir çocuk. Çocuk gelmek istemediğini söyledi; başka bir evde kalacaktı, bilinen, güvenli, ısınmış bir evde. Anne, bütün yolu tek bir cümleye sığdırdı; “Senin için geldim.”
Cevap şu oldu: “O zaman geri dön.”
Kayıt bu kadar. Bir hukukçu olarak şunu söyleyebilirim; beyanlar hiçbir zaman bu kadar kısa ve bu kadar eksiksiz olmaz. Mahkeme salonlarında insanlar uzun uzun konuşur, çünkü söylemek istedikleri şeyi söylememek için çok kelimeye ihtiyaç duyarlar. Dört kelimeyle konuşan biri, ya çok az şey saklıyordur ya da her şeyi.
II. Tahlil
İnsanlar en çok istedikleri şeyi, çoğu zaman reddederek söylerler, yalan söylerler.
Çocuklar yalan söylemez, terslerini söylerler. Yalan, ne dediğini bilen birinin işidir; yalan söylemek için önce doğruyu bilmek, sonra onu saklamayı becermek gerekir - zahmetli, yetişkin bir zanaat. Tersini söylemek başka bir şeydir; ne istediğini bilip, nasıl isteneceğini henüz bilmemektir. Kelime yanlış çıkar, murat doğru kalır.
“Geri dön” bir talep değil. Bir ölçüm.
Sorunun aslı şu; ne kadar geliyorsun? Bir kere mi, yoksa her seferinde mi? Kaç kere geri gelirsin, kaç “hayır”a dayanırsın, kapasiten ne? Çocuklar bunu böyle sormayı bilmedikleri için, en emin oldukları yöntemi kullanırlar; reddeder, ve dönüp bakarlar. Reddedişin arkasındaki o bakış, cümlenin kendisinden daha çok şey söyler; ama tutanağa geçmez, çünkü tutanak kelime tutar.
Bir şey daha var, ve bunu bugün teselli gibi duymayacağını biliyorum: ceza, her zaman kalacağından emin olunan kişiye kesilir. Bir çocuk, gideceğinden korktuğu insanı cezalandırmaz - ona yalvarır, ona iyi davranır, onu idare eder. Cezalandırabiliyorsa, kalacağını biliyordur. Kalbini kırabildiği tek yer, kırılmayacağından emin olduğu yerdir.
III. Makam
Makam üç şeyin adıdır: karar veren merci, durulan yer, ve bir müzik.
Merci yok. Burada kimse karar vermeyecek, verse de infaz edilemez; kimse bir çocuğa “annesini anlamasına” hükmedemez, kimse bir anneye “yeter” diyemez.
Yer var. Annelik bir yerdir, gidilse de boşalmayan. Sen dört gün buradaydın ve orası boş kalmadı; boş kalabilseydi zaten bugün kalbin kırılmazdı. Kırılan şey annelik değil, bir beklenti. Gittiğin yerde seni bekleyen birini bulacaktın. Bulamadın. Ama seni beklemeyen biriyle, seni istemeyen biri aynı kişi değil.
Ve müzik. Makamda bölme yoktur, taksim vardır. Kelime bölmek demek, ama müzikte bölmez; doğaçlar. Aynı perdeden, aynı seyirden, her seferinde yeniden ve hiçbir zaman aynı şekilde değil. Senden bölünmeni istiyorlar gibi geliyor bugün. Bir parçan orada kalsın, bir parçan burada. Oysa sevgi bölünen bir şey değil; her seferinde baştan çalınan bir şey. Kızına çaldığın makam eksilmiyor, bana çaldığın makam ondan çalınmıyor. Bir insanın iki yerde birden tam olması, matematikte imkânsız, müzikte gündelik bir iştir.
Öncesinde sana şunu yazmıştım; “kalmak da bir cevaptır, kimse sormadığı hâlde verilen.” Bugün eklemem gereken şu - gitmek de bir cevaptır. Kızına gitmek, sorulmadan verilmiş bir cevap mesela. Yarın yanıma dönmek de öyle olacak. Sorulmayan sorunun cevabı tek seferde verilmez; her seferinde yeniden çalınır, ve her çalınışta bir perde daha doğru oturur.
Kalp kırılır ve bundan güzel bir makam çalınır.
Yükleniyor…